|
Evrim Çalışma Grubu tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 24 Mart 2008 12:36 |
|
Grubun Temel Amaçları:
-
Üniversite öğrencileri ve araştırmacılarına
evrim kuramını düzgün ve doğru bir şekilde
ulaştırmak ve bu konuda akademik ortamda bulunan kavram
karmaşasına son vermek
-
Üniversite ve üniversite dışında
evrim, bilim, bilimsel düşünce, eğitim gibi
konular üzerinde çalışmalar yapmak isteyen
insanlara çalışmalarını yürütebilecekleri
ve gerekli desteği alabilecekleri bir ortam oluşturmak
-
Evrim kuramı üzerine yapılan
bilimsel çalışmaları ve bu çalışmaların
sonuçlarını toplum ile paylaşmak
-
Evrim Eğitimi’nin bilimsel, tarafsız,
doğru ve en güncel biçimiyle verilmesi yolunda
çalışmalar yapmak ve konuyu sürekli Türkiye
gündeminde tutmak
-
Evrim kuramı ve eğitimi konularında
ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar ile ortak çalışmalar
yapılmasını sağlamak
-
Bilimsel düşüncenin ve rasyonelitenin toplumunda
yaygınlaştırılmasını sağlamak
İşlevsel Yapı:
-
Grup faaliyetleri kişiler ve bu kişilerin ortaya koydukları
ürünler üzerinden gerçekleşir.
-
Faaliyetler uzun dönemli projeler
olabileceği gibi iligili konularda yapılan özgün
makaleler ve yazılar veya çeviriler, söyleşiler,
dersler, sunumlar, tartışmalar gibi çeşitli
çalışmalar da olabilir.
-
Çalışma yapmak veya uzun dönemli
proje yürütmek isteyenler grubun olağan olarak iki
haftada bir gerçekleştirdiği toplantılarda
fikirlerini sunacaktır ve faaliyetin sağlıklı bir
şekilde yürütülmesi için gerekli altyapı
ve yardımlaşma bu toplantılarda belirlenecektir.
-
Toplantılarda sunulan faaliyet önerileri
doğrultusunda sürekli yenilenen kısa dönemli ve
6 aylık uzun dönemli eylem planları çizilecek
böylece yapılan çalışmaların hem
belirli bir plan çerçevesinde gerçekleşmesi
hem de bütün üyelerin ve çalışanların
yürütülen faaliyetlerden haberdar olması
sağlanacaktır.
-
Toplantıların tarihi, saati ve yeri hem
e-posta grubundan hem de web sayfasından duyrulacaktır.
Toplantılar gelmek isteyen herkese açık olacaktır.
Grup üyeliği toplantıya katılanların ortaya
koydukları çalışmalar sonucunda
somutlaşacaktır.
|
|
Son Güncelleme ( Cuma, 03 Nisan 2009 00:43 )
|
başarılarınızın devamı dileklerimle...tesadüfen uğradım,düşüncelerimi paylaşmak istedim SAYGILARIMLA
Hemen hemen bütün mutasyonlar zararlıdır ve genellikle canlı için ölümcüldürler. Zarar vermeyen mutasyon örnekleri ise genellikle organizmaya hiçbir zaman fayda getirmemiş, en fazla etkisiz kalmışlardır. Bilim adamları, incelenmiş tüm mutasyonların arasında, tek bir tanesinin dahi açıkça canlının hayat sürecini olumlu etkileyemediği sonucuna varmışlardır. Nicholas Comninellis, Creative Defense, Evidence Against Evolution, Master Books, 2001, s. 74-75
DNA , bir şehrin ana yönetim merkezindeki bilgisayar programı gibi özel korunaklı bir çekirdekte saklanmaktadır. Microsoft mucidi Bill Gates bu teknoloji harikası nanoteknoliji şöyle nitelendirir: “İnsan DNA’sı, bir bilgisayar programı gibidir, ancak bizim şu ana kadar üretebildiklerimizden çok, çok daha gelişmiştir.”Bill Gates, Chairman and Chief Executive Officer, Microsoft Corporation, "The Road Ahead," [1995], Penguin: London, Revised, 1996, p.228.
DNA daki bilgi miktarı kod sayısı olarak 3.1 milyar civarıdır ve hayat boyu canlıya yeni bir kod eklenmez. Canlı aynı kodlarla doğar ve ölür. Evrim teorisi bir türden başka bir türe evrimleşme iddiasını kanıtlamak için DNA ya isabet eden mutasyonların meydana getirdiği hataların yeni bir bilgi eklediğini veya faydalı bir değişikliğe uğrattığını göstermek zorundadır. Fakat bilim insanlarının bugüne kadar yaptıkları tüm deneyler hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştır:
Gordon Taylor, bu konuda şunları yazar:
Bu çok çarpıcı, ama bir o kadar da gözden kaçırılan bir gerçektir: Altmış yıldır dünyanın dört bir yanındaki genetikçiler evrimi kanıtlamak için meyve sinekleri yetiştiriyorlar. Ama hala bir türün, hatta tek bir enzimin bile ortaya çıkışını gözlemlemiş değiller. Gordon R. Taylor, The Great Evolution Mystery, New York, Harper & Row, 1983, s. 48
Prof. R. Goldschmidt (Zoolog, California Üniversitesi):
Şimdiye kadar hiç kimsenin makro mutasyonlar yolu ile yeni bir tür ya da cins üretemediği bir gerçektir. Seçilmiş mikro mutasyonlar yoluyla dahi tek bir tür bile oluşturulamadığı da doğrudur. En iyi bilinen Drosofila (meyve sineği) gibi organizmalarda bile sayısız mutasyon bilinmektedir. Eğer herhangi bir organizma üzerinde bu binlerce mutasyonun bir kombinasyonunu yapabilseydik, yine de doğada bulunan herhangi bir türle benzerlik gösteren bir tür üretemezdik Richard B. Goldschmidt, "Evolution, As viewed by One Geneticist", American Scientist, vol.40 (Ocak 1952), s. 94
Michael Pitman, meyve sinekleri üzerindeki deneylerin başarısızlığını şu şekilde ifade eder:
Sayısız genetikçi meyve sineklerini nesiller boyunca sayısız mutasyona maruz bıraktılar. Peki sonuçta insan yapımı bir evrim mi ortaya çıktı? Maalesef hayır. Genetikçilerin yarattıkları canavarlardan sadece pek azı beslendikleri şişelerin dışında yaşamlarını sürdürebildiler. Pratikte mutasyona uğratılmış olan tüm sinekler ya öldüler, ya sakat ya da kısır oldular. Michael Pitman, Adam and Evolution, London: River Publishing, 1984, s. 70
Fransız Bilimler Akademisi'nin eski başkanı Pierre Paul Grassé'
Ne kadar çok sayıda olursa olsunlar, mutasyonlar herhangi bir evrim meydana getirmezler.
Şanslı mutasyonların havyanların ve bitkilerin ihtiyaçlarının karşılanmasını sağladığına inanmak, gerçekten çok zordur. Ama Darwinizm bundan fazlasını da ister: Tek bir bitki, tek bir havyan, tam olması gerektiği şekilde binlerce ve binlerce faydalı tesadüfe maruz kalmalıdır. Yani mucizeler sıradan bir kural haline gelmeli, inanılmaz derecede düşük olasılıklara sahip olaylar kolaylıkla gerçekleşmelidir. Hayal kurmayı yasaklayan bir kanun yoktur, ama bilim bu işin içine dahil edilmemelidir. .Pierre-Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York, 1977, s. 88 "
Bilim insanlarının itiraflarından da anlayacağımız gibi, evrimcilerin tesadüfen meydana geldiğini iddia ettikleri mutasyonları laboratuarda bilinçli bir şekilde denemek sonucunda bile bıraktık yeni bir tür elde etmek, bir tür üzerinde yeni bir enzim bile üretememişlerdir.
Evrimciler teorinin işlemesini mutasyonlar sonucu meydana gelen hatalara bağlamışlardır. Peki DNA hatalara bukadar açık bir yapımıdır gelin birde onu inceleyelim.
DNA’ DA MUTASYON VE BOZULMALARA KARŞI KORUMA VE TAMİR SİSTEMLERİ
... Daha sonra farkına vardım ki, DNA o kadar değerli ki muhtemelen pek çok farklı koruma mekanizması olmalıdır. (Francis Crick, DNA’nın kaşiflerinden)
Hücrede bozulmaların en tehlikeli etkileri ise bilgi merkezinde gerçekleşir. Burada meydana gelen hasarların hücrede kalıcı sonuçları olur. Bu tehlikeye karşı bir koruma sistemi mevcuttur.
Firmalarda kritik görevleri bulunan bilgisayarlar hep yedekli yapıdadır. Arıza halinde ikinci bilgisayar devreye girer. Bu ikinci bilgisayar ana bilgisayarla aynı bilgilere ve özelliklere sahiptir. DNA’da da benzer bir yedekli yapı olduğunu biliyor muydunuz?
Şirketlerde bilgi işlem merkezlerinin çok önemli görevleri vardır. Bilgi ve iletişim sistemlerinde meydana gelen arızalar tespit edilir ve derhal arızalar giderilmeye çalışılır. Neticede sürekli olarak düzgün çalışan bir sistem sağlanır. Benzer ancak çok daha profesyonel bir tamir sisteminin hücrelerimizde de olduğunu biliyor muydunuz? DNA son derece değerli bir bilgi hazinesidir. Ve bu bilgi hazinesini fiziksel şartlar sürekli bozmaya çalışır. Ancak oson derece kapsamlı tekniklerle DNA korunur ve oluşan hasarlar onarılır.
DNA vücudumuzla ilgili fiziki bilgilerin kodlandığı kitaplar dolusu bir kütüphanedir. Kendine has bir dili vardır. Bu dilin alfabesi ise 4 harften oluşur. Bu harfler kısa gösterimleri A, T, G ve S olan Adenin, Timin, Guanin ve Sitozin adlı büyük moleküllerdir. Şeker ve fosfat moleküllerinin oluşturduğu zincire bağlanarak dizilirler. Şeker ve fosfat yazının yazıldığı kağıda benzer
DNA çift zincirden oluşur. İkinci zincir ise ilk zincirin bir tür ayna görüntüsü gibidir. Her A’nın karşısında bir T, her T’nin karşısında bir A; her G’nin karşısında bir S, her S’nin karşısında ise bir G bulunur. Tıpkı bir fotoğrafın negatifi gibi bu ikinci zincir ilkinin bütün bilgisini içerir. Peki acaba böyle bir yedek zincirin amacı ne olabilir? Burada detaylarını göreceğimiz gibi hücrede ortaya çıkabilecek muhtemel hatalara yönelik tedbir alınmıştır.
Pek çok insan esasen DNA’nın nükleotid olarak bilinen yapılardan oluştuğunu bilir. Zincirde sıralanan A, T, G ve S bazlarının bilgiyi ifade ettiklerini de bilir. Ancak DNA, onu bozmaya çalışan bir dizi etmenle de karşı karşıyadır. Bu da hayatın bozulması anlamına gelir.
DNA Çoğaltılırken Oluşan Hatalar ve Tamiri
Hücreler bölünerek çoğaltılır. Bölünmenin ilk aşamasında DNA’nın kopyası çıkartılır. Bunun yapılabilmesi için pek çok farklı molekül devreye girer. Öncelikle çift zincir halinde bulunan DNA ayrılır. Başka bazı enzimler araya girerler ve belli bir yönde sırayla ilerleyerek harfleri okurlar ve o harfin karşısında olması gereken harf bulup yapıştırarak ilerlerler. Bu sayede DNA’daki bilgi tıpkı fotokopi makinelerinde bilginin çoğaltılması gibi adım adım kopyalanır.
Ancak kopyalama sırasında hatalar olabilir. Örneğin bakterilerde kopyalanan her 100.000 harfin birinin hatalı olabildiği tespit edilmiştir. Ne var ki bu hatanın tamiri için “proofreading” adlı bir sistem devreye girer. Her harfin kopyalama işlemi yapıldıktan sonra zincirin karşısına yerleştirilen harfin doğru olup olmadığı kontrol edilir ve eğer yanlış olduğu bulunursa yanlış harf atılır ve yerine doğrusu konulur. Bu durum bilgisayarda bir yazı yazarken yanlış yazdığınız bir harfi fark edip düzeltmeniz gibidir. Hiçbir şeyden haberi olmayan atomlardan ibaret enzimlerin bu derece şuurlu işi yapmaları tesadüfle izahı mümkün olmayan bir konudur. Nasıl ki gazetelerde yayına çıkmadan önce editörler yazıları kontrol edip öylece yayına verirler, aynı onun gibi enzimler de DNA’daki harfleri kontrol edip düzeltirler. Diyelim ki DNA kopyalanırken proofreading mekanizması ile de hata düzeltilmedi. O zaman da bir başka sistem devreye girer.
Hatalı-Eşleşmenin Tamiri Yöntemi
DNA kopyalandıktan sonra hatalı harfi düzeltmenin bir yolu daha vardır. Buna Hatalı Eşleşmenin Tamiri Yöntemi denmektedir. Bu yöntemle hatalı harf tanınır, kesilir ve yerine doğrusu yerleştirilir. Ancak ortada bir sorun vardır. DNA çift zincir olduğuna göre hangi harfin hatalı olduğunu bu sistem nereden bilmektedir? İşte bu noktada “tanıtım etiketleri” olarak bilinen özel diziler devreye girer. Örneğin E. Coli adlı bakteride GATC bazlarından oluşan belli aralıklarla tekrar eden tanıtım etiketleri vardır. Bu etiketler, eski zincir ve yeni sentezlenen zincirlerin her ikisinde de bulunmaktadır ama tek bir farkla. Eski zincirdeki GATC dizisi küçük bir molekülün diziye bağlanması ile işaretlenmiştir. Bu işleme metillenme denir. Yani eski zincir metilli iken yeni zincir değildir. İşte yeni ile eski zincir arasındaki bu fark moleküllerce tanınır. Dolayısı ile hatalı harfin yeni zincirde, yani metilsiz zincirde olduğu yorumu yapılır. DNA’nın kopyalanmasından sonra yeni zincirde kalan hatalar bu yöntemle tanınır. Hatalı harf görevli moleküllerce kesilir, doğrusu bulunur, yerleştirilir ve gerekli bağlantılar yapılarak tekrar DNA’ya monte edilir. Bu hayret verici işlemlerin hepsinin atomlardan ibaret enzim denilen moleküllerce yapılması bir yaratılış delilidir. Bütün bu detayların hepsi üstün bir zekayı gösterir. Bu kompleks sistemin çalışabilmesi için, bütün bu enzimlerin olması şarttır. Birinin eksikliğinde hasar tamir edilemez. Bu da canlıların kademe kademe geliştiğini iddia eden evrim teorisinin ne kadar boş bir teori olduğunu bir kez daha gösterir.
Harf Kaybı
Günde DNA’da 18.000 kadar G, A ve 600 kadar T, S bazları kaybolur. Yani fosfat şeker grubuna bağlanan A,T,G ve S’lerden bazısı koparlar. Bu durum elinizde tuttuğunuz kitabın bazı harflerinin zamanla silinmesine benzer. Ancak bu silinme işlemi DNA’da çok daha hızlı gerçekleşir.
Çeşitli sebeplerden şeker molekülüne bağlanan A,T,G ve S harfleri koparlar. Yani DNA’daki bilginin bazısı kaybolur. Bu ise hayatın devamını tehlikeye sokan bir durumdur
Her gün bu derece yüksek baz kaybı olması elbette ki mükemmel bir sistem olan DNA’yı kısa süre sonra kullanılmaz hale getirecektir. Bu önemli probleme karşı da bir koruma sistemi yaratılmıştır. DNA’daki bu kayıplar görevli moleküllerce tespit edilir, boş yerlere uygun, doğru moleküller bulunur ve yerleştirilir. Böyle bir korumanın olmadığı sistem başta mükemmel bile olsa kısa sürede işe yaramaz hale gelir. Bu da canlıların kademe kademe tesadüfen geliştiğini iddia eden evrim teorisini bir kez daha çürütür. DNA’yı koruyan sistemlerin de olması ve her an iş başında olması şarttır. Allah’ın rahmeti geniştir, bizi sürekli korur. Her gün DNA’larımızda meydana gelen eksikler biz hiç farkında bile olmadan sistemli bir şekilde bulunur ve düzeltilir.
Dikkatli incelenirse burada sebeplerin ortadan kalktığı bir durum söz konusudur. Bir molekülün DNA’daki eksikleri tespit etmek gibi dikkat gerektiren bir işi kendine vazife edinmesi, bunu mükemmel bir şekilde başarması, hatayı tespit ettikten sonra başka görevli moleküllerce eksik olan bazın ne olduğuna karar verilmesi, bazların imalatı ve uygun yere yerleştirilipp DNA’ya monte edilmesi her biri kusursuz bir aklın ve organizasyonun ürünüdür. Bütün bu gerçekler tesadüflerin ve şuursuzluğun hücrede yeri olmadığını gösterir.
Bazlarda Meydana Gelen Bozulmalar ve Kesme Mekanizmaları
DNA’da sıralı vaziyette duran bazlardan G ve A bazları bazı durumlarda zarar görürler. Alkil grupları denilen karbon içeren kimyasallar bu bazlara bağlanabilirler. Böyle bazlara da alkillenmiş bazlar denir. Bu tip bozulmuş harfler, DNA zincirinin karşısındaki harfle bağ yapmasını engeller ya da yanlış bir baz ile bağ kurmasına sebep olur. Yine serbest radikal olarak bilinen son derece reaktif olan bazı moleküller de harflere bağlanıp yapı bozukluğuna sebep olurlar. Ani deaminasyon adlı bir işlem neticesinde ise bazlar DNA’dan kopmaz ama yapısı bozulur, hatta başka bir baza da dönüşürler.
Bütün bu hasar meydana getiren işlemler okuduğunuz yazının harflerinin başka harflere dönüşmesine benzer. Ya da mürekkepli bir kalemle yazılmış bir yazının üzerine su düşmesi ile harflerin bozulmasına benzer. Bu bozulma DNA için son derece önemlidir. Çünkü bilgi artık ya değişmiştir ya da okunması mümkün olmamaktadır. Elbette ki, bu da hayatın devamını tehlikeye sokan bir durumdur.
Ani deaminasyon adlı bir kimyasal işlem neticesinde Sitozin bazları Urasil adlı RNA moleküllerinde bulunan başka bir baza dönüşürler.
Peki DNA’daki bu zarar görmüş harflerden canlılar nasıl temizlenir? Bunun için kullanılan yaygın tamir sistemi Baz Eksisyon Tamiri’dir.
Zarar görmüş olan harfi DNA glikosilaz adlı bir enzim tanır. DNA glikosilaz bu harfi DNA’dan ayırır. AP endonükleaz adlı bir enzim de DNA’da bazın bağlandığı iskeleti kırar. İskeletteki şeker ve fosfatlar da enzimlerce uzaklaştırır. Boşalan yeni yere DNA polimeraz enzimi gelerek tekrar doğru bir şekilde doldurur. En sonunda da DNA ligaz adlı enzim gelerek DNA’daki kırığı yapıştırır.
Hasar görmüş bazın tespiti, DNA’dan uzaklaştırılması, yeniden DNA sentezinin yapılması için iskeletin temizlenmesi, doğru bazın bulunup DNA’ya yerleştirilmesi ve DNA’nın kalan kırığının da yapıştırılması hepsi birbirinden farklı, uzmanlık, dikkat ve iş becerisi gerektiren yeteneklerdir. Atomlardan oluşan enzimlerin adeta bilim adamları, mühendis ve işinde uzman işçiler gibi davranması son derece ilginç bir durumdur. Kainatın en küçük noktasında dahi tesadüfe yer olmadığının bir başka ispatıdır.
Büyük DNA Hasarları ve Tamiri
DNA ultraviyole radyasyonuna maruz kaldığında da yapısında bozulmalar olur. Örneğin aynı zincirde bulunan yanyana Timin bazları karşı zincirdeki bazlarla değil de kendi aralarında bağ kurabilirler. Bu yapıya Timin Dimeri denir. Bunun neticesinde DNA’nın şekli bozulur. Bu önemli bir hatadır, çünkü DNA’nın çoğaltılması bu hatanın olduğu yerde durur.
Bu tip hataları ve genel olarak büyük DNA hasarları, Nükleotit Eksisyon Yöntemi adlı yöntemle onarılır. Bu yöntem son derece şuurlu birinin yapması gereken kademelerden oluşur. Öncelikle hasarın olduğu bölge tespit edilir. Hücre çekirdeği bulunan hücrelerde 12-13 harf uzunluğunda ve hücre çekirdeği olmayan hücrelerde 24-32 harf uzunluğunda parçalar hasarlı bölge içerilecek şekilde kesilir. Kesilen parça DNA’dan uzaklaştırılır. DNA’da oluşan boşluk doldurulur ve kalan kırıklar da yapıştırılarak işlem bitirilir..
Termodinamiğin 2. kanunu olan evrenimizdeki genel kural kompleks mükemmel her sistemin zamanla bozulmaya uğradığını ifade eder. İçinde mükemmel ve hadsiz bir bilgi barındıran DNA’nın da normalde benzer bir sona uğraması gerekirdi. Ancak Allah özel koruma ve tamir sistemleri ile bu muazzam kütüphanenin hızla çürüyüp yok olmasını engeller. Bu yazı boyunca pek çok örneğini gördüğünüz bozulma örnekleri, çeşitli tamir yöntemleri ile eski haline çevrilir.
Sözde Evrimleşen Canlı Bedeni, Neden Mutasyonlara Karşı Korunuyor?
Tüm evrimci bilim adamları bilmektedirler ki, bir canlının DNA’sında durup dururken bir kopyalama hatasının meydana gelme ihtimali son derece düşüktür. Araştırmalar hücrelerde genetik hataların oluşmasını engelleyecek koruma unsurlarının var olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. DNA bilgisi, birbirini hatalara karşı kontrol eden birbirinden farklı sayısız enzim var olmadan kopyalanamaz. Bunlar doğru amino asidin doğru tRNA’ya bağlandığına emin olunması için çift süzgeçli enzimleri içerir. Bir süzgeç fazla büyük amino asitleri reddederken, diğeri fazla küçük olanları reddeder. Bu son derece hassas ve akıllı bir sistemdir. Bu akıllı sistemde hata meydana gelmesi ihtimaline karşı son kontrolü yapan enzimler de mevcuttur. Bilim adamları, kendi akılları dahilinde DNA’nın bütünlüğünü korumaya yönelik daha iyi bir hücresel kontrol ve koruma sistemi hayal edemedikleri sonucuna varmışlardır. Nicholas Comninellis, Creative Defense, Evidence Against Evolution, Master Books, 2001, s. 74-75
Bütün bu bilgiler ışığında anlıyoruzki DNA çok korunaklı ve hassas bir bilgi üretim merkezi gibidir ve hatalara karşı özel sistemlerle donatılmıştır. Yinede hatalar meydana gelme durumunda sonuç hastalık, sakatlık veya ölüm olabilmektedir. DNA da meydana gelen
hataların programa yeni organ veya özellik bilgisi eklediğini iddia etmek fantastik bir hayal gücü gerektirmektedir.
Crick, F. The double helix: a personal view. Nature 248, 766–769 (1974).
http://www.emunix.emich.edu/~rwinning/genetics/mutat5.htm
Moleküler Biyoloji, Nobel Yayınevi, Sayfa 132, Editörler: Ahmet Yıldırım, Fevzi Bardakcı, Mehmet Karataş, Bahattin Tanyolaç
http://asajj.roswellpark.org/huberman/DNA_Repair/damage_types.html
Moleküler Biyoloji, Nobel Yayınevi, Sayfa 117-119, Editörler: Ahmet Yıldırım, Fevzi Bardakcı, Mehmet Karataş, Bahattin Tanyolaç
Moleküler Biyoloji, Nobel Yayınevi, Sayfa 127, Editörler: Ahmet Yıldırım, Fevzi Bardakcı, Mehmet Karataş, Bahattin Tanyolaç
Moleküler Biyoloji, Nobel Yayınevi, Sayfa 119, Editörler: Ahmet Yıldırım, Fevzi Bardakcı, Mehmet Karataş, Bahattin Tanyolaç
Evrim için yapılan çalışmalar bilimsel olabilir. Çalışmaları yapanlarda bilim adamları olabilir.Ancak olaya ideolojik olarak yaklaşanlarla ayrım yapmak gerekiyor.Kainatın oluşumu ve bugüne gelmesi üstün bir akıl , organizasyona verilmezse mantıksızlık zinciri kurulmaya çalışılınır.
Bu zincir içinde elbette evrim teorisini destekleyen parçalar yer alır.Ancak bu zincirin tamamını kör şuursuz sebeplere vermemize neden olmaz.
Bütün ilim dalları insanlık içindir . İlimlerde ilerleyenler Yaratıcının eserlerine daha çok hayranlık duyarlar.Yaratıcıya inan gerçek müminlerse tüm insanlığa karşı sevgi ve hoşgörü beslerler.
1400 küsur senelik müslüman dünyası tüm eksikliklerine rağmen insanlığı kana bulamamış. Rica ederim sadece son 10 yılda bile yapılan katliamlar ve savaşlarda . Tüm islam tarihinde toplamda 10 da birine rastlanıyor mu . Hele evrimden beslenen ideolojiler milyonlarca insanı katletmedimi.
Yine seküler bir sistem olan kapitalizm dünyanın üçte ikisini açlık hastalık ve kargaşaya sevketmedimi.
Lütfen bilim yapalım.
Bu da şöyle gelişmiştir.
Yem olma sorununa karşı bir savunma mutasyonu geliştiremeyen balıklar bakmışlar sayılarını koruyamıyorlar.Hatta sorunları gittikçe çoğalıyor çünkü çevresindeki canlılar kendilerini geliştirdikçe daha çok yem olmakta sayıları azalmaktadır. Bunun için daha çok üreme olayına girmişlerdir .Tabiki bunu yaparken bir kaç milyonla sınırlı kalmışlardır yoksa denizi bir yem havuzuna çevirmekte istememişlerdir. Yavruları katliama uğrasada kalanlar nesillerini devam ettirmeyi başarmıştır.
Günümüzde buna "sazan" ları örnek verebiliriz.
Tüm canlılar daha iyi şartlarda yaşamak ister bunun için bizim gibi akıllarını kullanmadıklarından dolayı ( iyi ki kullanmıyorlar :) Bir takım özelliklerini geliştirme zorunlulukları vardır yoksa yokolma tehlikesi vardır. İşte bu türlerden bir soğukla ilgili bir sorunu vardır. Derisi bir milim kalınlaşır. Derisi kalınlaşan birey türünde bir anda popüler olur.Çiftleşme isteyen bireyler çok olur çünkü en azından gelecek nesiller az üşüsün isterler.Derileri daha az olan bireylere üstünlük sağlar : zamanla tüm tür bu özelliği kazanır.Bu da yetmez çünkü halen üşümektedirler.İşte bu olay hep devam edegelir gider.
1-Demekki o tür çevresel bir sıkıntı çekiyor.Bugünkü canlılar gibi rahat değiller.Çevreyle ilgili ciddi sıkıntıları var .Açlık soğukluk çekiyorlar ya da çevresindeki türlere karşı savunmasızlar.
2-Bütün bu sıkıntılar devam ederken türün bireylerinin birinde daha güçlü yapacak bir özellik gelişir ve baskındır. Derken o sıkıntı çeken tür içinde bu özellik inceden inceye yayılır.Tabi birdenbire olmadığından acı azalır tabi ama birdenbire geçmez.O zavallı tür belkide yüzlerce sene bir daha bir daha aynı özellik/özelliklerin gelişmesini bekler.
3-Bu arada diğer türlerin gelişmeleri devam eder bu değişmeler zavallı türümüzün sorunlarını çoğaltır. Çünkü hep güçlü türler piyasaya çıkmaktadır. Tabi ona görede kendini korumak için başka özellikler yine inceden inceye gelişir.
4-Bu arada kendinden daha zavallı türlerde yok olmaktadır onları ikame etmek içinde bir takım özellikleri değişir.Yoksa günümüzde nasıl bu kadar çeşit olacaktı.
5-Yine mutasyonlar birbirini takip eder.Bu arada güçlü türler uzun vadeli yatırımlarından dolayı başka türleri yok edecek şekilde düzeni bozacak girişimlerde bulunmazlar.Örnek bir yırtıcı balık türü okyanusa milyonlarca yavru bırakmaz.Ya da bir aslan bir doğumda onlarca yavru doğurmaz.Bitkiler kendilerini yiyen memeliler için oksijen üretir.Onlarda bunu karşılıksız bırakmaz onlara gübre olur.
6-Mutasyonlar devam eder günümüzde de devam ettiği gibi insanı oluşturmaya başlar. Kıl dökmeye başlayan insan üşür giyinmek için üzerine birşeyler alır. Artık bu canlı için çevre şartlarına uyma kendi zekasıyla olmaktadır. Tek gelişmesi gereken artık beynidir.
Hatta bu gelişim hızını alamaz ama insanlar anca %3-5 ini kullanır.Aslından kendi egolarını yense aklını doğru yerde kullansa çok daha fazlasını kullanabilir.İnsanlar için artık evrim bitmiştir. Çünkü çok gerizekalılar bile hayatta kalmaktadır ve toplummda bir yere gelmektedir.
Genetik bilimi genetik hastalıklara çözüm arıyorlar zaten.
Grubun amaçlarını sonradan gördüm bilseydim yazmazdım.
"Bilimsel düşüncenin ve rasyonelitenin toplumunda yaygınlaştırılmasını sağlamak" yazmış demek ki sadece evrim çalışmalarıyla uğraşan sevgili hocalarının toplumda bilimsel düşünce... sağlama misyonları var. Geriye kalan binlerce bilim dallarının ve oradaki bilim adamlarının ise bu olayla ilgileri yok sanki.
Zaten böyle bilimsel çalışmaları tabana yayma gayretleri bile ilginç geliyor. O zaman başka biride çıksın farmasotik mikrobiyolojinin grubunu kursun üniversite dışı ve içinden çalışmalara destek istesin.
O zaman ben sana derimki bilimsel bir çalışma yapıyorsan magazinleşme işte bak bu ilacı buldum , bu cihazı buldum ,etken maddesini buldum de topluma sun .
Ben bunları neden soruyorum hep bilimsel çalışma yapıyoruz, yaratışa inananlar bilimsellikten uzak denildiği içindir.
Serdar
Buradaki tartışmalara girmiyorum.Çünkü her şey her olay Allah'ın varlığını gösteriyor.
Yaratıcıyı inkar içinde bilim yapıldığına inanmıyorum. Eğer varsa bilim adamı olarak görmüyorum.
Bilimsel çalışmalar insanlığın daha iyi şartlarda yaşaması içindir. Evrim üzerine çalışmalar nasıl bir faydası var . Meraktan soruyorum bilgilendirebilirmisiniz.
Saygılarımla
Serdar
Tanrı var mıdır yok mudur? Din doğru mudur? İnanmalı mıyız? inanmamalı mıyız? bunlar insanoğlunu yeri geldiğinde öz eleştirel karşılaştırmalarıdır kendi fikir dünyasında ve bu soruların cevapları hep insan oğlunun kendi isteği yönünde gelişir. Ancak evrim teorisi var mıdır yok mudur? gibi bir soru hiç bir insanın kendini avutabileceği gibi bir cevap bulabileceği bir soru değildir. Çünkü bu noktada bilim devreye girer bilim nedir? Özetlersek deneysellik kanıtlanabilirlik, gerçeklik ya da gerçekliğe en yakınlıkdır(teoriler). Elimizde bir teori var ve bu teori kanıtlara ve deneylere dayanıyor. Üstelik çoğu sözüm ona yaradılışçılık yanlısı din bezirganlarının saçma sapan iddialardan ibaret antitezleri ile çürütülmeye çalışılan bir teori. Bu iddiaları bir kenara koyar ve koyun gibi hazır bilgiyle otlamayı bırakır biraz kitap dergi vs karıstırırsak bu teorinin gerçeğe 1 adım bile uzaklıkta olmadığını hep birlikte görebiliriz. Çoğumuzun uzman olmadığımız konuda öğrenmek yerine uzmanlık taslamayı ve işimize gelen gibi anlamayı tercih ettiğimiz içindir ki Evrim Teorisi böyle vahşi, ön yargılı bir cadı kazanın içinde hunharca katledilip araya verilebiliyor. Evrimin doğruluğu ciddi kanıtlara ve deneylere dayanırken bir yaradılışçı neden sadece ara form göster diye ortalıkta geziniyor? Neden bir ilahiyatçı bir pozitif bilimcinin karşısında bilimin sonuçları felsefiktir yorumlanabilir diye tüm cehaletini ortalığa sererek kafa tutabiliyor? Ben bir bilim adamı adayı olarak merak ediyorum; neden birbiri ile ilgisiz konular aynı kefede tartılıyor? Artık insanlarımız dayatılan inanç boyunduruğu altından kafalarını uzatıp dünyayı sorgulamaya bile o kadar korkar hale gelmişler ki ülkemde, 86 yıl öncenin fikirsel uygarlığından geriye doğru gider olmuşuz.
Yorumu okuyan arkadaşlarıma araştıran ve konuşan insanlardan değil tek kitaplı dayatmacı basmakalıp insanlardan korkmaları gerektiğini hatırlatmak isterim.
Teşekkürler
Geçen hafta sansürsüz programını izledikten sonra biyoloji eğitimini hacettepede almış olmaktan bir kez daha gurur duydum. Karşınızdaki profesörler, doçentler ilahiyat fakültesinden mi yoksa fen fakültesinden mi gelmişler belli değildi. siz gerçek bir bilim insanısınız ve ben sizden ders almış olmaktan, sizi tanımış olmaktan, biyolog olmaktan, hacettepeli olmaktan çok gurur duyuyorum. iyi ki varsınız, konuşmalarınızı, realitenizi, sağlam duruşunuzu takdir ediyor, hayranlık duyuyorum. okulumu ne kadar özlediğimi farkettim. ilk fırsatta ziyaretinize geleceğim.
sevgiler, selamlar!!
Evrim düşüncesi bu programlar aracılığıyla ciddi bir toplumsal tabanda kendini yayma fırsatı buldu. Eyüp'te birçok kez ''Geçen gün Habertürk'te gördüm... '' ile başlayan konuşmalar duyuyorum.
Bu programların elbette bir yararı olmuştur.
Bugün gelinen yerde ise bir boks maçına doğru evrildi. Bu adamlar ile ne kadar konuşulursa konuşulsun anlamayacakları kesindir. Toplum önünde bu kişilerin söylediklerinde açık bularak bilimci olmadıklarını teşhir etmek gerekir. Siyasi tabanlarını teşhir etmek gerekir. Başka bir şey yapmaya gerek yok.
Unutmayın ki katılan hocalar, aynı zamanda İzmir,Ankara gibi üni. lerde biyoloji dersi anlatıyorlar.
Ben biyolog değilim. Evrim kuramı hakkında yüzde yüz bilgi sahibi değilim. Ancak bazı noktalarını şu anki kısıtlı bilgi kapasitemle algılayamasamda; Evrim kuramı, canlılığın milyarca yıllık hikayesiyle ilgili en ciddi reçete olarak karşımızda durmaktadır. Ta ki bilimsel yöntemlerle ve verilerle alternatifi ortaya çıkıp yanlışlanana kadar.
Sayın Ergi Deniz Özsoy'ada teşekkür ederim. Saçtığı ışık için.
Saygılarımla,
ÇÜNKÜ YARATILIŞ DOĞMALARLA İBARETTİR VE SORGULAMAZ BUNDA İNANÇ VRADIR ÖRNEK VEREMEK GEREKİRSE HRİSTİYAN İANACINDA BAKİRE MERYEMİN BİR ÇOCUK DÜNYAYA GETİRİLDİĞİNE İNANILR(İSA)AMA BİLİMSEL OLARAK BAKİRE BİR İNSANIN ÇOCUK YAPMASI İMKANSIZDIR DOLYISIYLA DİN DOĞMADIR İNANÇ VARDIR SORGU YOKTUR VE ÇÖZÜMDE OLAMAZ.DENİZ HOCA BİLİM VE BİLİM ADAMINI FARKINI KOYDUN SAYGILAR.
Dünkü Sansürsüz programında sizin gibi değerli bir bilim adamını tanımaktan ben de çok büyük mutluluk duydum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Saygılar...
Evrim teorisi anti Allah, anti İslam teorisi değildir! Bu teorinin oluşumunda ki kaygı da buradan gelmemektedir. Bugün evrim teorisi temelinde çalışmalar yapan insanlar , dini inançları yok etme, dinlere alternatif bir oluşum yaratma aşkıyla yanıp tutuştukları için bu işi yapmıyorlar. Bilimsel niteliği olan hiç bir yayın da "Bakın işte Allah yok ve işte bu DNA dizilimi de bize bunu ispatlıyor" gibi ya da benzeri bir ifade göremezsiniz. Ve tabii Allahın olduğuna ilişkin bir ifade de göremezsiniz , zira Biyologların, Evrim bilimcilerin işi de zaten bunu kanıtlamak yada çürütmek üzerine değildir.
Bilim ile uğraşan insanların reel, test edilebilir, sonuçları gözlemlenebilir argümanları vardır,olmalıdır. Bunun dışında kalan herşey inançla ilgilidir. Dolayısıyla Allahın varlığını yokluğunu tartışmak bilim insanlarının işi değildir.
Tıpkı bir matematikçinin , bir inşaat mühendisinin , bir bilgisayar mühendisinin de olmadığı gibi. Yüzlerce katlı bir binanın nasıl olup da ayakta kalabildiğini yapı statiği ile açıklar inşaat mühendisliği donelerini kullanarak anlatabilirsiniz fakat bu olup bitene Allahın hikmeti demeyip bunu bilimsel bir şekilde açıklamaya,anlamaya çalıştığınız için İslamı yıkma , Allaha anti tez üretme gayesi gütmezsiniz öyle değil mi?
Bu sebeple Evrim teorisi üzerine yapılan çalışmaları da diğer bilimsel çalışmalardan farklı tutamaz ve bunu bir ideolojik akımın bilimsel dayanağı haline getirip işin içinden çıkamazsınız!
Evrim teorisi ve üzerinde yapılan çalışmalara , bunların ürettiği bilimsel dayanaklı sonuçlara inanır yada inanmazsınız, bu kişisel bir tercihtir. Ama bu tercihinizi insanlar ile paylaşırken, bu sonuçların üretilmesinde kullanılan yöntemleri de Allah var ya da yok diye yada bu kuş mükemmel , bu böcek çok kompleks oluşumunda Allahtan başkaca hiçbir faktör yoktur ve olamaz diyerek çürütemezsiniz. Çürütmeye kalkarsanız da zaman sizi zaten çürütmeye başlamış demektir , tarih bunun örnekleriyle doludur aksi bir durum olmuş olsaydı "öküzün boynuzlarının üzerinde" duran dünya hala öküzün boynuzunda durur,sismograflar olmaz rasathaneler hiç açılmaz ve her deprem oluşunda "sarı öküz yine kafasını sallamaya başladı" derdik...
saygılar...
Ben ODTÜ Kimya Bölümünden mezun olan ama İngilizce Öğretmenliği yapan bir kişiyim. Sizin katıldığınız ve Yiğit Bulut'un sunduğu her iki programı da izledim. Konuya hakimiyetiniz ( yalnızca Biyoloji değil Felsefe konusunda da )ve inanılmaz derecedeki sabrınıza hayran kaldım. Ve sizin gibi bir bilim insanının varlığından haberdar olmaktan da anlatılamayacak kadar mutlu oldum. Ben de okulda öğrencilere sürekli bilimsel düşünmeyi ya da yalnızca düşünmeyi salık veriyorum.( Bu arada Fen Lisesinde çalışıyorum ve maalesef Biyoloji öğretmeni cemaatçi )Ama işimizin çok zor olduğunu görüyorum. Bu konuyu sizin gibi öğrenmem mümkün değil ama en azından onların karşısında durabilecek kadar nasıl öğreneceğim konusunda bana yardımcı olursanız sevinirim.Bilimsel çalışmalarınızda size başarılar dilerim.Ankara'ya geldiğimde mutlaka yanınıza uğrayacağım.Başarılar!
susturun şu evrim karşıtı yaratılış teorisyenlerini!!!
Toplumun büyük bir bölümünün Evrim ve Bilim ile ilgili hicbir fikri bulunmamaktadir.Bu nedenle Evrim Sempozyum´larinin daha SIK yapilmasina ihtiyac oldugunu düsünüyorum.Bunun icin insanlarin ilgisini Bilim´e cekmeye yarayacak araclar üretmemiz ya da mevcut araclari kullanmamiz gerekmektedir.Ülkemizde TV izleme aliskanligi oranini göz önünde bulundurarak, mevcut araclardan birtanesinin tartisma programlari oldugununu düsünebiliriz lakin cogu zaman bu programlar ("Sansürsüz "Programinda oldugu gibi)"gerici " zihniyetin amaclarina hizmet etmektedir.
Ancak Sayin Ergi Deniz Özsoy gibi degerli bilim adamlarimizin bu tür programlara katilimlari, gerici zihniyetin karanlik amaclari karsisinda ,toplumumuzu aydinlatan Bilim isigini yansitmaktadir.
Bir bilim dostu olarak dün geceki televizyon programında çok değerli bir bilim adamımızı tanımaktan dolayı tarif edilemeyecek kadar mutlu oldum, geç tanımış olmaktan dolayı utandım.
Şahsınızda tüm Evrim Çalışma Grubu araştırmacılarına çalışmalarında başarılar diliyorum.
Kerem Atılgan
15.08.2009 Tarihli Sansürsüz Programında gösterdiğiniz bilimsel yaklaşımınızı koruma ısrarınızdan dolayı tebrik etmek istiyorum.
Memleketimiz insanlarına ilk önce bilimi ve yöntemlerini anlatmak gerektiğine inanmaktayım. Bilimsel bilgi ve yöntemleri böyle bir takım cahil insanlar ve müritlerinin acımasız safsatalarından kurtararak izleyicelerle daha çok paylaşmanızı isterim. Zira görmeden hayal edemeyen, duymadan düşünemeyen bir toplum haline geldik. Siz ve sizin gibileri ekranlarda daha çok görünmesini rica ediyorum.
Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
İsmail Fatih Ormancı
Lisans dönemimde elbette ki "Bilim adamı kime denir?", "Bilim adamının çalışma yöntemleri nelerdir?" gibi konuların hepsinin üzerinden defalarca geçtik. Ancak onlar teorik bilgiyse bu akşam Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy'un televizyondaki konuşmaları pratik oldu. Gerçekten bilim adamı kimdir çok net bir biçimde anladım, gözlemledim. Bununla kalmadı bilim adamının topluma yararı nediri de tüm berraklığıyla gördüm.
Hocam, karşınızdaki grup bizim ellerindeki yıllar önce çürütülmüş kanıtlarla UFOları savunan grup gibi kaldılar. Ancak bunu başarmak zordu çünkü bir de ortaya atılmış bir "din" tartışması vardı. O kadar kusursuz ve sakin yanıtlar verdiniz ki, inanın hiç ilgim olmayan bir bilim dalında öğrenciniz olmak istedim. Sağolun, varolun.
Bundan sonrası kişisel yorumumdur, benden başka hiçkimsenin görüşünü yansıtmaz.
Ben dinime bağlı bir insanım. Ancak bir gerçeğin de farkındayım. Dinin tek bir dayanağı vardır. Bir şekilde birgün birisi bir yaratıcının olmadığını kanıtlarsa (ki bence bu o kadar olası birşey değil) dünyadaki büyük dinlerin hepsi temelinden sarsılarak çöker. Bilimsel teorinin de dayanakları vardır. Bu dayanaklar çöktüğünde de o teori çökecektir. Burada korkulan sanki birinin evrim teorisiyle yaratıcının var olmadığını kanıtlaması ve dünyadaki tüm dengeleri değiştirmesi gibi duruyor. Ben buna "inançsızlık" derim. Gerçekten benim gibi inanan insanlar birinin çıkıp da yaratıcının olmadığını kanıtlayabileceğine inanmazlar. Hatta bir üst seviye, yani aklını kullanmayı öğrenmiş insanlar ise bilimin hiçbir koşulda din ile alakalı olmadığını, din açısından bir tehdit oluşturmadığını, tüm tehditin insanların kişisel kuruntuları olduğunu anlayacaklardır.
sizlerin varlığı bana güç veriyor. her şey için teşekkür ederim. saygılarımla.
Sanırım başka söze gerek yok...
Peki çok merak ettiğimden soruyorum. Bu kadar yüce bir varlık olarak gördüğünüz bir varlığı %50'lik bir kumar havasında ele almak sence bu varlığı sizin tarafınızdan ayaklar altına almak olmuyor mu?
Saygılarımızla
Evrim Çalışma Grubu
biz de bu arada 'bilimsel' çalışmalarımıza devam ederiz..