Ana Sayfa Makaleler Yeni Bulunan İnsansı Fosili (Sahelanthropus tchadensis) İnsan Evrimine Ait Soyağacını Çökertti mi?
Yeni Bulunan İnsansı Fosili (Sahelanthropus tchadensis) İnsan Evrimine Ait Soyağacını Çökertti mi? PDF Yazdır ePosta
İsmail Kudret Sağlam tarafından yazıldı   
Cuma, 09 Mayıs 2008 22:36
Sahelanthropus Tchadensisİnsan evrimi ile ilgili bilgilerimiz yeni fosil kayıtların bulunması ve tanımlanması ile her geçen yıl hızla değişmektedir. 30 yıl öncesine kadar insanlar ile büyük kuyruksuz maymunların yaklaşık 16-20 milyon yıl önce ortak bir atadan ayrıldıkları kabul edilmekte  idi. Ayrı bir evrimsel dal oluşturan insan türlerinin, her biri bir önceki zamanda var olandan evrilen bir kaç türden oluştuğu kabul görmekte idi. Günümüzdeki durum ise çok farklıdır. Yeni fosil bulgular ve detaylı moleküler analizler insanlar ile şempanzelerin yaklaşık 7 milyon yıl önce ayrıldığını ve insan soyunun düz bir çizgiden çok ,aynı zaman diliminde yaşamış olan, birden çok türün  türün oluşturduğu çok dallı bir ağaca benzediğini ortaya koymuştur.


2000 ÖNCESİ İNSAN EVRİMİ

İnsan evrimi ile ilgili fikirlerimizin nasıl değiştiğini anlayabilmek için konuyla ilgili 1990’larda kabul gören genel duruma, Ackermann ve Smith 2007’de verildiği şekliyle, bir göz atalım. 1990’larda bütün homininler (1) “australopithecine” olarak adlandırılmakta idi. Homininler basitçe 2 genel gruba ayrılabilen 5 türden oluşmakta idiler. Çiğneme işlevi gören vücut parçalarının yapısına göre ayrılan bu gruplardan daha kaba olanları doğu Afrika'da yaşamış olan Australopithecus aethiopicus ve A. boisei ile Güney Afrikada yaşamış olan A. robustus’tan oluşmakta idi. Bu soyun yaklaşık olarak 2.5 milyon yıl önce ortaya çıktığı ve Homo genusunun ilkin üyeleri ile beraber yaşadıkları ve yaklaşık 1 milyon yıl önce ortadan kalktıkları büyük oranda kabul görmektedir. Diğer grup ise Güney Afrika'da yaşamış olan Australopithecus africanus ve Doğu Afrika'da yaşamış olan A. aferensis’ten oluşmakta idi. Doğu Afrika'da bulunmuş olan A. aferensis yaklaşık 3.6 milyon yıldan 2.9 milyon yıl öncesine kadar yaşamış olup daha sonra yerini Güney Afrika'da yaşamış olan A. africanus’a bıraktığı öngörülür. Bu türün, yani A. africanus’un, 2.5 milyon yıl önce ortaya çıktığı kabul görsede, yok olmadan önce ne kadar süre yaşadığı bilinmemektedir. Bu iki tür (A. aferensis ile A. africanus) arasındaki ilişki tam olarak bilinmesede bu iki türden birinin Homoların atası olduğu yaygın oranda kabul görmektedir.

Günümüzde kaba formların, özgün besin adaptasyonlarına dayanarak, diğerlerinden belirgin bir biçimde ayrıldığı kabul edilir ve bu yüzden bu türlerin hepsi evrimsel olarak ortadan kalkmış bir yan dal olan Paranthropus cinsi içerisine alınır. Buna dayanarak Australopithecus ve Paranthopus adlı iki gruptan oluşan ana gruba Australopith adı verilmiştir (Şekil 1, Lieberman 2001).

Şekil 1

Austrolopith'lerin zamansal ve coğrafi varyasyona rağmen bir takım ortak özellikleri vardır. Bütün homininler gibi iki ayak üstünde yürüler fakat buna rağmen bu ilkin türler tırmanma yetilerini tam olarak kaybetmemiş olup kıvrık parmak kemiklerine ve gorilla benzeri kürek kemiklerine sahiptirler (Alemseged et al., 2006). Beyin ve vücut büyüklükleri şempanze boyutunda olup (McHenry 1993) gelişimsel örüntüleri modern insana oranla modern bir şempanzeye daha yakındır. Yüzleri genellikle büyük ve çıkık çeneli (prognathik) olup zamanla ileriki formlarda düzleşmeye başlamıştır.

Bu oldukça basit yapı son zamanlardaki fosil ve genetik bulgular ışığında değişmiş olup aşağıda bu yeni bulguların hominin çeşitliliği ve homininlerin zamansal ve coğrafi dağılımlarıyla ilgili düşüncelerimizi nasıl değiştirdiği özetlenecektir.

2000 SONRASI İNSAN EVRİMİ

Günümüzde hominin soyuna ait olduğu bilinen ve Miyosenin sonunda Afrikada yaşamış olduğu düşünülen 3 hominoid (2) bilinir: Kenyanın Baringo bölgesinden Orrorin tugenensis (Senut et al., 2001), Chad’dan Sahelanthropus tchadensis (Brunet et al., 2002; Brunet et al., 2005) ve Etiyopya’daki orta Awash’tan Ardipithecus kadabba (Haile-Selassie, 2001; Haile-Selassie, Suwa and White 2004). Bu türler bir birlerinden coğrafi olarak doğudan batıya 2500 km ve kuzeyden güneye 1000 km uzaklık ile ayrılmaktadır. İlişkili faunal kalıntılar Sahelanthropus’un ormanlık, savan, otlak-çayır ve sucul habitatlardan oluşan ve çöl habitlarının yakınında bulunan karışık bir çevrede yaşamakta olduğunu gösterir (Vignaud et al., 2002). Orrorin’in bulunduğu çevrenin ise açık ormanlık alanlar ile su kenarları şeklinde olduğu düşünülmektedir (Pickford and Senut 2001). Buna zıt olarak Ar. kadabba’nın ise daha ormanlık alanlarda yaşadığı tahmin edilmektedir (WoldeGabriel et al., 2001).

Fosil kalıntılar incelendiğinde her üç türün de iki ayak üstünde yürüdüğü, bunların insan soyu ile akraba olduğunu kanıtlar niteliktedir. İki ayak üstünde yürümeye dair kanıt O. tugenensis’te doğrudan olup iki proximal kalça kemiğinın varlığı şeklindedir (Pickford et al., 2002). S. tchadensis için elimizde hemen hemen kafatasının tamamı bulunmaktadır ve iki ayak üstünde yürüdüğü bilgisi kafatasının alt bölümünün iki ayak üstünde yürüyen canlılardaki gibi olduğu verisine dayanır (Guy et al., 2005). Ar. kadabba’nın iki ayak üstünde yürüdüğü savı ise proximal ayak parmaklarının daha sonradan ortaya çıkan A. aferensis’e benzemesinden ileri gelir (Haile-Selassie, 2001).

Yukarıdaki özet bir şeyi açıkça ortaya koyar; ilkin homininler oldukça farklı ve çeşitli formlardan oluşmaktaydı. Bunun yanında bu ilkin formların hemen hemen hepsi mozaik karakterlere sahiptiler. Örneğin Ardipithecus kadabba’nın diş yapısına baktığımızda hem ilkel hem de türemiş (modern) morfolojik karakterlere sahip oldukları görülmektedir (Haile-Selassi, 2001). Örneğin Ar. kadabba, Ar. ramidus’a oranla daha ince diş minelerine ve ilkel azı diş morfolojisine (ilkel karakterler) sahip iken köpek dişlerinin yapısı daha sonraki homininlere benzemektedir (türemiş karakter). Benzer bir şekilde Sahelanthropus’daki mozaik yapı, küçük beyin (ilkel karakter) ile türemiş karakterler olan küçük köpek dişleri ve orta diş kalınlığı gibi karakterlerin bir arada bulunmasından ileri gelir (Brunet et al., 2002). Sahelanthropus’da gözlemlenen ilkel şempanze benzeri neurocranium (kafatasının beyni içine alan kısmı) bu kadar geçmiş bir zamanda yaşamış bir canlı için beklenen bir durum olsa da daha gelişmiş (Homo-benzeri?) yüzün görülmesi beklenmeyen bir durumur (Guy et al., 2005). Bir başka örnek ise Orrorin’den verilebilir. Orrorin, büyük azı dişlere ve büyük vücuda sahip austrolopithlerden, küçük azı dişlere ve küçük vücuda sahip olduğu için farklılık gösterir. Bütün bunlara dayanarak Wood (2002) ileride, geçmiş zamanlara ait, bulunacak hominin fosillerinin daha önceden görülmemiş hominid, şempanze ve özgül karakterlerin karışımından oluşan mozaik yapılarda olacağını öne sürmüştür.

Bu mozaik yapının ortaya koyduğu en çarpıcı nokta, 6 ile 1 milyon yıl öncesine dayanan yakın akraba türlere ait fosil örneklerinin, türler arası morfolojik farklılaşmanın ve çeşitliliğin yüksek olduğu bir dönemden alındığını göstermesidir. Bütün bu bulgular bilim adamlarını ilkin homininlerin ortamda bulunan boş nişleri doldurmak için morfolojik farklılaşma ile sonuçlanan hızlı bir uyarlanımsal açılıma uğradığı (adaptif radiation) sonucuna götürmektedir (Begun 2004). Bu uyarlanımsal açılım sonucunda bugün gördüğümüz farklı formların ayrı türler mi yoksa tür içi varyasyonun bir parçası mı olduğu ise tam olarak bilinmemektedir (Ackermann and Smith 2007). Yaşayan primatlar ile ilgili bilgilerimize baktığımızda, kaynak (özellikle besin) kullanımından ileri gelen niş farklılaşmasının bu türlü bir çeşitlenmeye yol açabileceği görülmektedir. İlkin homininler ile ilgili bu gibi konuları açığa çıkarabilecek çalışmalar daha yeni yeni yapılmakla beraber Paranthropus grubunda görülen yüksek çeşitlenmenin besinle ilişkili  olması bu olasılığı kuvvetlendirmektedir (Ackermann and Smith 2007).

Bu bilgilerimize rağmen Sahelanthropus, Orrorin ve Ardipithecus’tan oluşan bu yeni fosil örnekler arasındaki ve bunların daha sonradan gelen Austrolopithler ile olan filogenetik (akrabalık) ilişkileri tam olarak bilinmemektedir (Ackermann and Smith 2007). Bunun bir çok nedeni olmakla beraber belki de en önemli neden hominin soylarını ayırt etmede kullanılan karakterlerin hangilerinin ilkel, hangilerinin ise türemiş olduğunun tam olarak bilinmemesinden ileri gelmektedir (Pilbeam and Young 2004). Bunun en büyük nedeni homonin soylarının şempanze ile ayrılma dönemine denk gelen 6 – 8 milyon yıl öncesindeki miyosen döneminden günümüze kadar kalan ilkin insansı maymunlara (şempanze ve benzerlerine) ait fosillerin eksikliğidir (Ackermann and Smith 2007). Dolayısıyla hangi karakterin hominin soylarına özgü (türemiş) hangilerinin ise diğer insansı maymunlara özgü (ilkel) olduğu tam olarak ortaya konamamaktadır (Pilbeam and Young 2004). Tam bir filogeninin oluşturulamamasında bir başka etmen ise özellikle 5 – 7 milyon yıl öncesine ait hominin fosillerinin sayıca az olmasından kaynaklanır. Böylece hangi farklılıkların tür içi varyasyonu temsil ettiği, hangi varyasyonların ise türler arası varyasyonu temsil ettiğini söylemek zorlaşmaktadır (Ackermann and Smith 2007).

Özetle, 5-8 milyon yıl öncesine dair fosil örneklerinde görülen bu yüksek morfolojik varyasyon, insan evriminde, özellikle şempanze-hominin ayrımına yakın dönemlerde, birçok dallanmanın olmuş olduğunu gösterir (Şekil 2). Bu döneme ait fossillerin ve bu dönemde yaşamış olan homininlerin geniş ve farklı çevre yapılarına sahip bir coğrafyaya dağılmış olması aslında görülen bu yüksek morfolojik varyasyonu beklenir kılmaktadır. Günümüzde insanlar, insanların yakın akrabaları ve geçmişte yaşamış ataları ile yapılan çalışmalar insanların özellikle iskelet ve diş anatomilerinde ontogenik, eşeysel ve coğrafyaya bağlı yüksek varyasyon gösterdiğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla günümüzde bir çok bilim insanı, ilkin homininlerin sahip olduğu yüksek morfolojik varyasyonun ve mozaik yapının, farklı coğrafyalara ve habitatlara dağılmış olan homininlerin uyarlanımsal açılım ile sonuçlanan bir evrimsel sürecin sonucunda ortaya çıktığını öne sürmüşlerdir (Begun 2004).

Şekil 2

İşin ilginç yanı son yıllarda insan ile şempanze genomlarının karşılaştırılması sonucunda elde edilen moleküler verilerin aynen fosil verilerinde olduğu gibi insan evriminin daha önceden düşünülenden çok daha karmaşık olduğunu ve şeçilimsel faktörlerin (uyarlanımsal açılım gibi)  önemli rol oynadığı süreçler içerdiğini göstermektedir.


GENETİK VERİ

İnsan evrimi üzerine günümüze kadar yapılan moleküler çalışmalara baktığımızda insanlar ile şempanzerlerin 5 - 8 milyon yıl önce  ortak bir atadan farklılaştığı belirtilmekteydi. Fakat son bir iki yılda yapılan çalışmalar bu senaryoyu bir miktar değiştirmiştir. Kumar ve arkadaşları (2005) protein kodlayan 167 nükleer gen bölgesine dayanan çalışmaları sonucunda insanın ataları ile şempanzenin ayrımının 4.5 – 7.1 milyon yıl önce olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmayı takiben, insanın ataları ile şempanzeler arasındaki farklılaşmanın zamanını  daha net ortaya koyabilmek için Patterson ve arkadaşları (2006) insan, şempanze, orangutan, makak ve gorilla’lardan elde edilen genom verisini kullanarak yeni bir tahmine gitmiştir. Araştırmanın sonucunda insanın atalarının şempanzelerden en fazla 6.3 milyon yıl önce ayrılmış olabileceğini ve hatta muhtemel ayrılma zamanının 5.4 milyon yıl önceye daha yakın olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuç 6 – 7 milyon yıl öncesinde yaşamış olan yeni hominin fosil bulguları ile ilk başta çelişiyormuş gibi görünsede aynı çalışma insanın ataları ile şempanze arasındaki ayrılma zamanının, karşılaştırılan farklı genomik bölgelere göre, ortalama 4 milyon yıldan fazla bir düzeyde varyasyon gösterdiği ortaya koymuştur. Buna ek olarak aynı çalışma insan ve şempanze'lerdeki X kromozomlarının diğer bütün bölgelere oranla çok daha benzer olduğunu ve bu kromozomun diğer bütün bölgelerden yaklaşık 1.2 milyon yıl sonra türlere özgülleştiğini ortaya koymuştur. Bunun yanında hem şempanze hem de insanlardaki X kromozomunun geçmiş zamanlarda yüksek oranda şeçilime maruz kaldığı ortaya konmuştur.

Veride görülen bu garipliği açıklamak için araştırmacılar, ilkin şempanze insan ayrılmasından sonra, belirli bir süre boyunca şempanzeler ile insanların atalarının hibritleştiğini ve yaklaşık 6.3 milyon yıl önce bu farklışmanın tamamlandığını öne sürmüşlerdir. Bu hibritleşme insan ve şempanze genomlarındaki farklı bölgeler arasındaki farklılaşma süreleri arasında görülen ortalama 4 milyon yıla varan farkı açıklayabilir: bazı lokuslarda insan ve şempanze soyları ilkin ayrılmayı belirten farklılaşma oranları gösterirken bazı bölgeler geçmiş dönemlerdeki hibritleşmelerden dolayı daha düşük oranda farklılaşma gösteririler. Dahada önemlisi hibritleşme insan ile şempanzeler arasında, X kromozomunda görülen düşük farklılaşma oranını da açıklayabilir. İki farklı tür arasındaki hibritlerin (verimli döllerin) oluşabilmesi için X kromozomlarının bir birleri ile uyumlu olması şarttır. İki farklılaşmış populasyon arasında gen akışı gerçekleşiyor ise oluşan düşük uyumlu hibritleri ortadan kaldırabilmek içim X kromozomunda farklışmaya yol açacak güçlü bir şeçilimin olacağı açıktır. Şempanze ve insanlardaki X kromozomlarının bu şekilde kuvvetli bir şeçilim etkisi altında kaldığı Patterson 2006 da açıkca ortaya konmuştur.

Genetik verilerin ortaya koyduğu şempanze ile insan arasında ilkin ayrılmadan sonra gerçekleşen bu hibridizasyon aynı zamanda ilkin hominin fosil verilerinde (Sahelanthropus, Orrorin ve Ardipithecus) görülen mozaik karakterleri (hem daha ileri insansı karakterleri hem de şempanzelere özgün karakterleri) açıklayabildiği gibi neden Sahelanthropus gibi, hominin türleşmesinden önce var olan bir hayvanın homininlere özgü karakterlere sahip olduğunu da açıklayabilir.

Şempanzeler ile homininlerin ilkin farklılaşmadan sonra hibritleştikleri olgusuna bütün bilim insanları henüz ikna olmuş olmasa da yapılan başka moleküler çalışmalar da insanın ataları ile şempanzeler arasında gen aktarımı olduğunu doğrulamaktadır (Innan and Watanabe 2006).

SONUÇ

Toparlamak gerekirse yaklaşık 7 milyon yıl önce yaşamış olmasına rağmen Sahelanthropus tchadensis’in hem şempanze benzeri ilkel karakterlere hem de daha ileri hominid türlere benzer türemiş karakterlere sahip olmasından dolayı insan evrimi ile ligili teorilerin çökmüş olduğu savı tamamen geçersizdir. Sahelanthropus tchadensis ve benzeri mozaik karakterlere sahip başka homininlerin 6-8 milyon yıl önce Afrika'da yaşamış olduğu, hem son dönemlerde yapılan moleküler çalışmalar ile büyük oranda örtüşmekte hem de moleküler verilerde görülen şempanzeler ile insanın atalarının tam farklılaşma gerçekleşmeden önce hibritleştikleri savını kuvvetlendirmektedir. Bunun yanında moleküler veri aynı zamanda bize insan evriminin 1990'ların sonuna kadar düşünüldüğü gibi basit değil aksibe seçilim gibi oldukça karmaşık evrimsel süreçlerin etkisi altında gerçekleşmiş olabileceğini göstermektedir. Sahelanthropus tchadensis ve benzeri ilkin homininlerin fosillerinde görülen yüksek morfolojik ve coğrafi varyasyon, uyarlanımsal açılım gibi son derece önemli bir evrimsel sürece işaret ettiği için bu yönden de insan evrimi ile ilgili son hipotezleri desteklemektedir.

KAYNAKÇA

Ackermann, R.R and Smith, R.J. 2007. The macroevolution of our ancient lineage: what we know )or think we konw) about early hominin diversity. Evolutıonary Biology 34: 72 – 85.

Alemseged, Z., Spoor, F., Kimbel, W. H., Bobe, R., Geraads, D., Reed, D., and Wynn, J. G. 2006. A juvenile early hominin skeleton from Dikika, Ethiopia. Nature, 443, 296–301

Begun, D. R., (2004). The earliest hominins – is less more? Science, 303, 1478–1480

Brunet, M., Guy, F., Pilbeam, D., Mackaye, H. T., Likius, A., Ahounta, D., Beauvilain, A., Blondel, C., Bocherens, H., Boisserie, J., Bonis, L. D., Coppens, Y., Dejax, J., Denys, C., Duringer, P., Eisenmann, V., Fanone, G., Fronty, P., Geraads, D., Lehmann, T., Lihoreau, F., Louchart, A., Mahamat, A., Merceron, G., Mouchelin, G., Otero, O., Campomanes, P. P., Leon, M. P. D., Rage, J., Sapanet, M., Schuster, M., Sudre, J., Tassy, P., Valentin, X., Vignaud, P., Viriot, L., Zazzo, A., & Zollikofer, C., 2002. A new hominid from the Upper Miocene of Chad, Central Africa. Nature, 418, 145–151

Brunet, M., Guy, F., Pilbeam, D., Lieberman, D. E., Likius, A., Mackaye, H. T., Ponce De Leo´n, M. S., Zollikofer, C. P. E., & Vignaud, P. 2005. New material of the earliest hominid from the Upper Miocene of Chad. Nature, 434, 752–755.

Daniel E. Lieberman (2001) Another face in our family tree Nature 410: 419-420

Guy, F., Lieberman, D. E., Pilbeam, D., Ponce De Leo´n, M. S., Likius, A., Mackaye, H. T., Vignaud, P., Zollikofer, C. P. E., & Brunet, M., (2005). Morphological affinities of the Sahelanthropus tchadensis (Late Miocene hominid from Chad) cranium. Proceedings of National Academy Science USA, 102, 18836–18841

Haile-Selassie, Y., (2001). Late Miocene hominids from the Middle Awash, Ethiopia. Nature, 412, 178–181

Haile-Selassie, Y., Suwa, G., & White, T. D., (2004). Late Miocene teeth from Middle Awash, Ethiopia, and early hominid dental evolution. Science, 303, 1503–1505

Innan, H. and Watanabe, H. The Effect of Gene Flow on the Coalescent Time in the Human-Chimpanzee Ancestral Population. Molecular Biology and Evolution 23: 1040-1047.

Kumar, S., Filipski, A., Swarna, V., Walker, A. and Blair Hedges, S. 2005. Placing confidence limits on the molecular age of the human-chimpanzee divergence. Proc. Natl Acad. Sci. USA 102, 18842–18847

McHenry, H. M., (1993). How big were early hominids? Evolutionary Anthropology, 1, 15–20

Patterson, N., Richter, D. J., Gnerre, S., Lander, E. S., & Reich, D., (2006). Genetic evidence for complex speciation of humans and chimpanzees. Nature doi:10.1038/nature04789,

Pickford, M., & Senut, B., (2001). The geological and faunal context of late Miocene hominid remains from Lukeino, Kenya. Comptes rendus de l’Acade´mie des sciences. Se´rie III, Sciences de la vie, 332, 145–152

Pickford, M., Senut, B., Gommery, D., & Treil, J., (2002). Bipedalism in Orrorin tugenensis is revealed by its femora. Comptes Rendus Palevol, 1, 191–203

Pilbeam, D., & Young, N., (2004). Hominoid evolution: Synthesizing disparate data. Comptes Rendus Palevol, 3, 305–321

Senut, B., Pickford, M., Gommery, D., Mein, P., Cheboi, K., & Coppens, Y., (2001). First hominid from the Miocene (Lukeino Formation, Kenya). Earth and Planetary Sciences, 332, 137–144

Vignaud, P., Duringer, P., Mackaye, H. T., Likius, A., Blondel, C., Boisserie, J., De Bonis, L., Eisenmann, V., Etienne, M., Geraads, D., Guy, F., Lehmann, T., Lihoreau, F., Lopez-Martinez, N., Mourer-Chauvir’e, C., Otero, O., Rage, J., Schuster, M., Viriot, L., Zazzo, A., & Brunet, M., (2002). Geology and palaeontology of the Upper Miocene Toros-Menalla hominid locality, Chad. Nature, 418, 152–155

WoldeGabriel, G., Haile-Selassie, Y., Renne, P. R., Hart, W. K., Ambrose, S. H., Asfaw, B., Heiken, G., & White, T., (2001). Geology and palaeontology of the Late Miocene Middle Awash valley, Afar rift, Ethiopia. Nature, 412, 175–177

Wood, B. (2002). Hominid revelations from Chad Nature 418: 133-135

DİPNOTLAR
1 Hominin terimi, insan soyunun şempanze ile olan ortak atasından ayrıldıktan sonra görülen bütün üyelerine verilen genel isimidir. “Erken hominin” insan soyunun Homo cinsi dışında kalan üyeleri için kullanılır.

2 Hominoidler büyük insansı maymunları, insanları ve bunların atalarını içerir.


Son Güncelleme ( Pazar, 05 Nisan 2009 22:10 )
 
Yorumlar (6)
insanın evrımı yalanından bır sayfa alın okuyun sıze bılımsel gercek carpıtmalara ıyı bakın
6 Cumartesi, 22 Mayıs 2010 12:05
bünyamin
Evrimciler mal bulmuş mağrip gibiler. Buldukları her fosili "evrime" yorma problemleri var. Son dönemlerde artan anti-evrimci bakış açısı sanırım evrimcileri korkutuyor. Bunun için kendilerine yeni kanıtlar bulma peşindeler. Tam araştırmadan, incelemeden kesin hükümlere varan evrimciler her seferinde yalanlanıyor.

1994 yılında Etiyopya'da bulunan iskelet evrimciler tarafından 15 yıl inceleniyor(!) ve "Ardipithecus ramidus" adı verilen bu iskelet dünyaya iki ayak üzerinde yürüyebilen ilk insansı fosili olarak duyuruluyor. Ancak gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. Ardi konusunda da gerçekler bir müddet sonra ortaya çıktı...

Kasım ayında Amerikan bilim dergisi "Scientific American" dergisinde Katherine Harmon tarafından güzel bir inceleme yazısı kaleme alındı.1 İnceleme yazısında çeşitli paleontologların, antropologların Ardi hakkındaki görüşleri yayınlandı. "How Humanlike Was Ardi?"(Ardi ne kadar insan gibiydi?) isimli bu inceleme yazısında Stony Brook Üniversitesi Anatomik Bilimler Depatmanından William L. Jungers ve California, Berkeley Üniversitesi Bütünleyici Biyoloji Departmanından Tim White Ardi hakkında ezberleri bozacak açıklamlarda bulundu.

William L. Jungers ve Tim White'ın açıklamalarından önce evrimcilerin Ardi hakkındaki bazı iddialarına bakalım. Böylece çarpıtmayı daha net görmüş oluruz;

"Ardi'nin pelvis ve kalça kemikleri, bu insansının dik yürüdüğünü gösteriyor. Ayakları, dik yürümeye olanak verecek biçimde. Ancak ağaçlara tırmanmasına da yardım edebilecek kadar büyük ayak parmaklarına sahip".(ntvmsnbc, 02.10.2009, '4.4 milyon yıl önce ayaklandık')

"Ardi’nin bulunan kafatası, diş, bacak, ayak, kol, el ve kalça kemikleri boyunun yaklaşık 1 metre civarında olduğunu, iki ayak üzerinde yürüyebildiğini ama aynı zamanda ayak başparmaklarının özel yapısı sayesinde ağaçlar üzerinde de gezebildiğini gösteriyor".(Haber Sol, 04.10.2009, 'Ortak ataya adım adım')

Ardi hakkındaki çarpıtmalar böyle. Şimdi gelelim bilimsel gerçeklere. 'Evrimci' profesör William L. Jungers Ardi hakkında ilk olarak şunu söylüyor;

"I think some of the things they said might have been for effect".

"Onların söyledikleri şeylerin bir kısmının etki uyandırmak
için olduğunu düşünüyorum."
demiş Jungers.Aslında Jungers burada önemli bir noktaya dikkat çekmiş.
Bilim insanları sırf isimlerini daha fazla duyurmak için
sahtekarlıklara başvuruyorlar.
Özellikle de "Evrim" ile ilgili konular ikbal hırsı içindeki bilim adamlarını
ziyadesiyle cezbediyor.
Zira evrim artık "akademik din" haline gelmiş.
Bu 'din'e mensup insanlar öylesine gönülden bağlanmışlar ki
Evrim Teorisi lehindeki en ufak bir iddiayı doğru addetmeyi
kendilerine görev biçmişler sanki.İşte bunun içinadını daha fazla
duyurmak isteyen insanlar ilk olarak "Evrim Teorisi"ne başvuruyorlar,
nasıl olsa iddiaları birileri tarafından hemen kabul edilecek ve zafer şarkıları
eşliğinde dünya kamuoyuna duyurulacak...

Jungers'ın açıklamalarına devam edelim;
"It really doesn't show any adaptations for bipedalism at all".

Jungers "O (Ardi) gerçekten bipedalism(hayvanların iki ayak üzerinde durabilmesi) için hiçbir adaptasyon göstermekmektedir." diyerek "Ardi iki ayağı üzerindeydi" iddialarını bertaraf etmiştir.

Şimdi de diğer bir evrimci olan Tim White'a kulak verelim. O da Ardi, Australopithecus'un atasıydı iddialarına şöyle cevap veriyor;

"There are no apparent features sufficiently unique to warrant the exclusion of Ar. ramidus as being ancestral to Australopithecus".

"Ar.Ramidus'un(Ardi) Australopithecus'un atası olduğuna ilişkin yeterince benzersiz olan hiçbir açık özellik yok." diyor Tim White.

Evrimci profesörlerinde belirttiği üzere Ardi bir kayıp halka yahut iki ayağı üzerindeki ilk atamız değil... "Ardi Austroliphecular'ın atasıydı", "Ardi iki ayağı üzerinde yürüyebiliyordu" tipi evrimci iddialar yine evrimci profesörler tarafından yalanlanıyor. Ve Darwinist dalavere öylesine açığa çıkıyor ki evrimciler sormak durumunda kalıyor: "Ardi ne kadar insan?".

bır sahıfe daha yenı buluna fosıl hakkında


b. 1.5 milyon yıllık insan ayak izi


2009 yılında Kenya'nın kuzeyindeki Ileret bölgesi yakınında 2 tortul tabakasında bulunan 1,5 milyon yıllık ayak izleri, insanın 1.5 milyon yıl önce de aynı ayak yapısına sahip olduğunu gözler önüne serdi. Bournemouth Üniversitesi'nden Prof.Dr. Matthew Bennett bu ayak izlerini "... modern insanınkiyle temel olarak aynı anatomiye sahip olduğunun en eski göstergesi " diyerek yorumladı. Bu olay ayrıca Homo Erectus'un modern insana nazaran daha primitif olduğunu iddia eden Evrim hipotezini de yıkmış oldu. ²

evrım yanılgısı adlı sıteye gırıp ayak ızını gorun



a. Toumai (Salehanthropus tchonolensis)

Bahsedeceğim iki fosilden ilki, 7 milyon yıllık bir kafatası. Toumai adı verilen bu fosil, Çad'ta bulundu ve 2002 yılında dünyaya açıklandı. Bulunan bu fosil evrimcilerin, insan evrimi ile ilgili senaryolarını kökten sarsıyordu. Toumai'nin evrimi sarmasının iki nedeni var. Bunlar;

1- Toumai -bilimsel adıyla Salehanthropus tchonolensis- yaşına göre oldukça gelişmiştir. 7 milyon yıllık Toumai, 2 milyon yıllık fosiller gibidir. Bu da "canlılık kademe kademe ilkelden gelişmiş hale geçer" anlamına gelen "Evrim Teorisi"ne taban tabana zıttır.

2- Toumai; Hominid yani "insanımsı" adlı Primatların evrimsel gelişim çizgisini bozmaktadır. Evrimciler insanın en eski atasının 6 milyon yıl önce yaşadığını iddia etmekteydiler. Ancak 7 milyon yıllık Toumai bu senaryoyu yerle bir etti. ¹

Toumai, diğer birçok fosil gibi yaratılışı kanıtlamaktadır. Yani doğada bir bilincin olduğunu göstermektedir. Evrimcilerin sürekli yanılması ve sil baştan evrimci senaryolar yazması buna kanıt değil mi? Dönemine göre gelişmiş ve evrimsel senaryoları yerle bir eden 7 milyon yıllık bir fosil... Bunun "yaratılış"tan başka bir izahı olabilir mi?

b. Yeni Primat Fosili


Etiyopya'nın Afar bölgesinde yapılan araştırmalar, 10 milyon yıl önce buralarda büyük primatların yaşadığını gösterdi. Bu primat fosili Toumai'de olduğu gibi evrimsel senaryoları yine yıkıyor. 2007 yılında Afar'da bulunan bu dişler evrimi öldürücü bir darbe vuruyor.

Bilim adamları bu yeni primat için "şuan işleyen, insanın evrimi teorisini yok edebilir" yorumunu yapmışlardır. 10 milyon yıllık bu büyük primat fosiline kadar, modern büyük primatların atası olabilecek 8–14 milyon yıllık maziye sahip doğrudan bir fosil kaydına rastlanmamıştı.

Bu primat fosili, "insan ve maymunun ortak atası 7 milyon yıl önce Afrika'ya döndü" hipotezini çürütmektedir. Ayrıca goril benzeri primatların Afrika'da "en az" 10 milyon yıl önce yaşadığını kanıtlamaktadır.

Rift Vadisi Araştırma ekibi başkanı Berhane Asfaw bu fosil karşısında şöyle demiştir;

‘‘Bunun anlamı, bildiğimiz her şey yer değiştirmek (değişmek) zorunda…’’
²

Evrimciler bulunan bu fosil ile bir defa daha duvara tosladı. Ve yazdıkları senaryolar bir kez daha yıkıldı.

c. Evrimcilerin Bağnazlığı

Evrimci çevreler gerek Toumai hadisesinde gerekse bulunan büyük primat fosilinde takındıkları tavır ile büyük bir bağnazlık içerisinde olduklarını gösterdiler. Zira evrimciler "yanıldık" demek yerine bulunan bu fosilleri evrimin içerisine yerleştirmeye çalışıyorlar. "Söylediğimiz evrimsel senaryolar yalandı ama merak etmeyin evrim gerçek" mantığı ile objektif bilim yapılamaz.

Evrim İkonları kitabının yazarı Jonathan Wells bu konuda çok güzel tespitler yapmaktadır;

Ne olursa olsun, evrimciler sıklıkla kanıtları onların teorilerini desteklemese bile bunları destekler gibi koz olarak kullanmaktalar.
Bu Darwinci görüşü kanıtlamak isteyenlerce incelikle yapılan ve benim oldukça eğlendirici bulduğum bir durumdur. Çünkü buluntu görüşlerini kanıtlamaz, en azında buluntunun onlara yaptığı kafalarını daha da karıştırmaktır. En kötüsü buluntunun teoriyle alakasız ve bağlantısız olmasıdır

Akıllı Tasarım Teorisi'nin önemli isimlerinden Michael J. Behe'de evrimcilerin bağnazlığını ortaya koymaktadır;

Eğer onlar gibi düşünmeye mahkûm edilmediyseniz, onların parçaları umutsuzca bir araya getirme çabalarını eğlenerek izlersiniz.


DİPNOTLAR

¹ New Fossil Ape May Shake Human Family Tree

² "A Nuclear Bomb" For Evolution?: Critics of Darwinism say skull's discovery isn't all it's cracked up to be
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Körelmiş organ yoktur
25/8/2009 · Kategori: Insanin Evrimi Yanilgisi , Bilim
Robert Wiedersheim 1893 yılında; atalarımızdan bize kaldığı ve şuanda da bize faydası olmadığını iddia ettiği organlar listesi açıkladı. Bu listedeki organları "Körelmiş Organ" olarak niteledi. "Wiedersheim"a göre bu organlar evrim kalıntısıydı. Ve atalarımızdan bize kalmıştı, herhangi bir işlevi yoktu. R.Wiedersheim tam 86 tane böyle organ olduğunu iddia etti. ¹

Bilimin günümüze göre henüz gerilerde olduğu o dönemde bu organların bir yararı olmadığı zannediliyordu ve bu "Körelmiş Organlar" bilimsel bir gerçek olarak kabul ediliyordu. Ama bilim geliştikçe bahsi geçen organların işlevlerinin olduğu anlaşıldı. 86 organın hepsinin ne işleve geldiğini burada elbette anlatamayız ama bu organlardan bazılarının işlevlerinden bahdebiliriz.

a. Apandis (Appendix)

Apandis, kalın bağırsağın başlangıç kısmının alt kenarında başlar. 7-12 cm uzunluğundadır. Apandis bol miktarda lenfoid doku taşımaktadır. Lenfoid dokularda lenfositler oluşmakta ve vücudu iç ve dış tehlikelere karşı korumaktadır. Yani apandis lenfotik bir sistemin parçasıdır, enfeksiyonlara karşı mücadele etmektedir. ² Duke Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapılan araştırmalarda da apandisin yararlı bakterileri barındıran bir yer olduğu tespit edildi. Bu araştırmayı yapanlardan biri olan Prof. Dr. William Parker apandisi "safe house" olarak nitelemekte. ³ Yani W.Parker'a göre apandis "güvenli bir ev". "Apandis"in herhangi bir görevi olmadığı evrimci bir yalandır. Bilimsel olarak yararları belirlenmiştir.

Ayrıca apandis mevzûnda evrimciler büyük bir tezat içindedir;

Bazı primatlarda apandis bulunmamaktadır. Evrimciler "ama bazılarında var" deseler de bu bir sorun olduğu gerçeğini değiştirmez. "Bazılarında var" ama bazılarında yok. Apandisin tüm memelilerde olduğu varsayılıyordu lakin görüldüğü üzere bazı memelilerde apandis dahi yok. Bu da "ortak ata" düşüncesinin bir uydurma olduğunu gösteriyor.

b. Kuyruk sokumu

Kuyruk sokumu, insanlarda, omurganın son 4- 5 omurunun birleşmesinden meydana gelen, tabanı yukarıda, üçgen biçiminde bir kemiktir. Evrimciler bu kemiği de maymun atalarımızdan bize yadigar kalmış bir parça olarak görmektedirler. Ve bu kemiğin de işlevsiz olduğunu iddia etmişlerdir. Ama bilimsel datalar tersini göstermektedir.


a- "Homo Habilis"in beyin hacmi

Evrimciler, canlılığın evrim geçirdiğini kanıtlamaya çalışırken hep "beyin hacimleri"nden örnekler sunarlar. Oysa beyin hacimleri evrimi kanıtlamaz, aksine evrimi çürütür.
"Homo Habilis" ortalama(avg.) beyin hacmi 552 cc. dir. Ancak bulunan tüm "Homo Habilis" fosilleri 552 cc. beyin hacmine sahip değildir. Mesela Tanzanya'da bulunan ve "OH 7" ismi verilen Homo Habilis fosilinin beyin hacmi "363 cc."dir. ¹ Burada dikkat edilmesi gereken husus; "Homo Habilis"den daha ilkel olduğu varsayılan Australopithecuslar'ın tespit edilen en küçük beyin hacmi; "370 cc.". Yani bazı Australopithecuslar, kendisinden daha gelişmiş olduğu iddia edilen "Homo Habilis"lerden daha büyük beyin hacmine sahiptirler. Bu da "Homo Habilis"in evrim geçirmediğine delildir. Homo Habilis, Australopithecus ve gorilin ortalama beyin hacimlerine bakıldığında aslında H.Habilis ve Australopithecus'un bir maymun olduğunu daha net görüyoruz.


sıze daha bır suru yazı gfetırırım bılımsel tartısma ıstıyotsanız ben burdayım hadı gelın
uyanın
5 Salı, 06 Ekim 2009 23:40
ALEX
arkadaşın biri demişki ""insanın maymundan gelme olasılığı 10 üssü 950,dir "" yani bu olasılık 10000000000000000.... yani bu kesin :))) arkadaş sanırım ya hata yapmış yada matematikten bi haber :)))) ee evrimi bilmeyen matematiğide bilmiyor demektir !!! mücahit arkadaş sen düzeni düzensizliği boşverde aşağıdaki linke bir bak

http://photos1.blogger.com/blogger/224/1710/1600/HS_B03.0.jpg ya arkadaş bu ne tesadüf !!! bundan daha iyi kanıtmı olur ??? ama tabi anlayana :)))))
EVRİME KANIT
4 Pazar, 23 Ağustos 2009 13:09
ASİL KAN
Mücahit ŞAHİH ve İrfan ÜNAL arkadaşlar harun yahyanın sitelerini öneriyorlar ve diyorlar ki ara geçiş formu yok.İşte size örnek:
Archaeopteryx kuşu 150 milyon yıl önce yaşamış ve kuş ile sürüngenler arası geçiş formudur.Geçiş formu olduğu nasıl mı anlaşılır;
1. Bu canlının “sternum”unun yani göğüs kemiğinin uçan kuşlardaki yapıda olmaması canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archaeopteryx fosili evrimci çevreler arasında çok büyük bir şaşkınlık uyandırdı. Zira bu son bulunan Archaeopteryx fosilinde evrimcilerin çok uzun zamandır yok saydıkları göğüs kemiği vardı. Nature dergisinde “… göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor” 189 deniliyordu.

Bu bulgu Archaeopteryx’in tam uçamayan bir yarı kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kıldı.

2. Öte yandan, Archaeopteryx’in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archaeopteryx’in günümüz kuşlarından farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini gösteriyordu.

189. Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401
kızılcıklar olmuşmu?
3 Cuma, 07 Ağustos 2009 16:12
d(evrim)
aşağıda yorum yazan metafizik taraftarı arkadaşlara, örnek verdikleri şu ara geçiş formu olmayan fosilleri ıspata davet ediyorum:) bütün delillerini bilimsel verileini toplasınlar "işte bakın bunlar bunlar böyleyken böyle..." desinler ve tamamen bilimsel bir ortamda tartışalım? şu harun yahya isimli "Homo Sapiens"inde kurban olayım adamakıllı bir belgesini gösterin. öyle inanç, düşünce, iman, hissetmek... v.b ile değil BELGE BELGE BELĞĞEEEE...

saygılar...
insanın maymundan gelme olasılığı 10 üssü 950,dir
2 Salı, 09 Haziran 2009 12:28
MÜCAHİT ŞAHİN
sizlere HARUN YAHYA NIN SİTELERİNİ ÖNERİRİM.
ARTIK UYANIN...
1 Salı, 09 Haziran 2009 12:23
mücahit şahin
çıkan fosiller ara geçiş formunun olmadığını göstermektetir.bulunan fosiller canlıların hiçbir özelliği değişmediğinin en büyük kanıtıdır.herşeyin tesadüfen olması çok saçma.evren bir düzen içinde yaratılmıştır.ALLAH*IN İZNİYLE MATERYALİST FELSEFELERDEN KURTULUP DOĞRU YOLU BULURSUNUZ.AYRICA DÜZENSİZ GİDEN HERŞEY BOZULUR.

Yorumunuzu ekleyin

İsminiz (Rumuzunuz):
E-Posta Adresiniz:
Başlık:
Yorum:
  Resim doğrulama. Boşluk olmadan ve sadece küçük harfler kullanınız.
Resim Doğrulama: