| Galileo |
|
| Mehmet Cem Kamözüt tarafından yazıldı |
| Pazartesi, 28 Nisan 2008 23:50 |
|
Biraz eğitim görmüş hemen herkes günümüzden dört yüz yıl önce yaşamış İtalyan bilimci Galileo Galilei’nin düşünceleri yüzünden başını Engizisyon ile derde soktuğunu bilir. Ama bu öykünün genellikle bilinmeyen, ya da yanlış bilinen çok yönü vardır. Bu Yazıda Galileo’nun yaşantısını, düşüncelerini, onu Engizisyonun karşısına sürükleyen gelişmeleri ve sonuçlarını bulacaksınız. Galileo Galilei (1564 – 1642)
Vincenzio Galilei ile kendinden yirmi yaş küçük eşi Giulia’nın ilk çocukları 15 şubat 1564’de Pisa’da doğdu. Geleneklerine uygun olarak ilk oğullarına aile adlarının tekil biçimi olan Galileo adını verdiler. Yetenekli bir müzisyen olan babasından lut çalmayı ve müzik kuramını hızla öğrenen Galileo’nun sıradışı yeteneği hemen fark edildi. Tüm hayatı yoksulluk içinde geçen Vincenzio, daha iyi bir gelir umuduyla ailesini Floransa’ya taşıdığında Galileo on yaşındaydı. Floransa’da oğlunun yeteneklerine uygun bir eğitim alamayacağını düşünen Vincenzio onu 30 km kadar bir uzaklıktaki bir manastıra gönderdi. Bir dağın tepesinde tüm dünyadan yalıtılmış bu manastırda Yunanca, Latince ve mantık öğrenen Galileo, bu yalıtılmışlıktan pek de şikayteçi olmadı. Üstelik gündelik sorunlardan uzak kalmak, çalışmak ve tapınmak için öyle uygun bir ortam sunmaktaydı ki Galileo, hayatının kalanını manastırda bir rahip olarak geçirmek isteğini belirtti. Ancak babasının görüşleri daha farklıydı ve on beş yaşındaki Galileo’yu manastırdan aldı. Bu kararı manastıra ödenmesi gereken paranın çokluğundan mı yoksa Vincenzo’nun oğlu için daha iyi bir eğitim planladığından mı aldığını bilemiyoruz. Ancak manastırdan ayrılınca resimle ilgilenmeye başlayan Galileo’nun planları bir kez daha babası tarafından değiştirildi. Müzik ya da resim alanlarında iyi bir gelir elde etmenin pek kolay olmadığını kişisel deneyimiyle de bilen Vincenzio, sanata ilgisi ve yeteneğine karşın oğlunu tıp eğitim alması için Pisa’ya gönderdi. Yeni gelişmekte olan anatomi tıp eğitiminin bir parçası olmuştu. Ancak o dönemde doktorların yapmaları gerekenler arasında hastalarının horoskoplarını çıkarmak da olduğundan tıp eğitimi matematik ve astronomi öğrenmesini de gerektiriyordu. Bunlara ek olarak Galileo, Arşimed ve Öklid’in eserlerini de çalışmaktaydı. Galileo’nun sıradışı bir öğrenci olduğu burada da hemen fark edildi. İlk buluşunu öğrenciliği sırasında yaptı. Hastaların nabızlarını ölçmek için bir sarkaç kullandı. Daha sonra sarkaçlı saatlerin ortaya çıkışına yol açacak bu buluş kısa zaman aralıklarının ölçümünde rakipsiz bir kesinlik sağlamaktaydı. Ancak ailesinin parasal sıkıntıları yüzünden 1585 yılında eğitimini tamamlayamadan okuldan ayrılıp eve dönmesi gerekti. Kilise ile Anlaşmazlığın Temelleri Galileo’nun en dikkat çekici özelliği hocalarının söylediklerini tekrarlamakla yetinememesiydi. Yaptığı deneyler ve kendi akıl yürütmeleriyle yeni buluşlar yapıyor, zaman zaman da eski bilgilerin doğru olmadığını gösteriyordu. Günümüzde bu özellikler olumlu görünse de 17. yüzyıl Avrupasında Galileo’nun başına pek çok dert açmıştır. Görüşlerini bir yetkeye dayandırmak yerine kendi çalışmalarına aşırı vurgu yapması ve sıklıkla yetkeye karşı gelmesi özellikle de Kilise’den aykırı görüşler ileri sürmeye başlamasıyla eserlerinin yasaklanmasından, ev hapsine mahkum olmasına kadar bir dizi ceza almasıyla sonuçlanan yargılanmaya yol açtı. Galileo da dahil tüm iyi hristiyanlar İncil’deki her sözün doğruluğunu kabul etmekteydiler. Ne var ki bazı ifadelerin şiirsel anlatımlar olduğu da açıktı. Örneğin İncil’de yazanların Tanrı’nın yorulabileceği ve dinlenmesi gerekeceği biçiminde anlaşılması Tanrı’ya yüklenen niteliklerle uyuşmuyordu. Bu nedenle İncil’in pek çok bölümü kelimesi kelimesine doğru olarak kabul edilemezdi; bazı bölümler mecazlar içermekteydi. Galileo ile Kilise arasındaki anlaşmazlık da temelde İncil’de Güneş’e ilişkin ifadelerin bulunduğu bölümlerin nasıl yorumlanacağına ilişkindir. Kilise bu bölümlerin açık olduğu ve yoruma gereksinim duymadığını düşündüğünden, Güneş’in Dünya çevresinde döndüğünü savunmaktaydı. Galileo ise Kilise’nin bin yılı aşkın geleneğine karşı gelmekte ve kendi kanıtlarına dayanarak Dünya’nın hareket ettiğini söylemekteydi. Ancak elbette İncil’in bir hata içerdiğini hiçbir zaman öne sürmedi. Kilise ile uyuşmazlığı İncil’in yorumlanma biçimine ilişkindi. Ona göre İncil insanları kurtuluşa götürmek için bir araçtı. İncil kozmoloji öğrenmek için kullanılamazdı. Aslında Galileo’nun görüşleri oldukça akıllıcaydı. Evreni de İncil’i de Tanrı yarattığına göre bunlar birbirleriyle çelişemezler. Dolayısıyla ne zaman görünürde bir çelişki ortaya çıksa bu, ya bilimsel çalışmalarda bir hata yapıldığını ya da İncil’in bu konuda söylediklerinin yanlış anlaşıldığını gösterir. Birkaç yüzyıl sonra Darwin’in evrim kuramı ortaya çıktığında Kilise de tam olarak bunu söylemişti. 1893 Kasım’ında Papa XII. Leo “Eğer evrim kuramı doğru ise İncil’in bazı bölümlerini yanlış anladığımız ortaya çıkmış olur, İncil’in yanlış olduğu değil” diyerek hiçbir bilimsel çalışmanın kutsal metinlerin saygınlığını yıpratamayacağını dile getirmişti. Yani Galileo’nun yöntemi Papa tarafından kabul görmüştü. Ne var ki 17. yüzyıl, kilisenin bilimsel çalışmalar karşısında bu kadar açık görüşlü olduğu bir dönem değildi. Protestanlığın çıkışıyla pek çok bölgede siyasi gücünü kaybeden Katolik Kilisesi denetimi altında kalan yerlerde yetkesine başkaldırılmasını oldukça sert yöntemlerle cezalandırmaktaydı. Her alanda “yenilik” geleneklere ve onu temsil eden kliseye başkaldırı olarak yorumlanmaktaydı. Roma Katolik kilisesinde önemli bir konumdaki Jacques-Bénigne Bossuet, 1688’de şöyle yazmıştır[1]: “Bir öğretinin yanlış olduğunu anlamakta bir zorluk yoktur; bir argüman gerekmez. Ortaya çıktığında hemen anlaşılır, çünkü yenidir”. Bu yaklaşım da Galileo’yu oldukça güç bir durumda bırakmıştı. Hem Aristoteles’in çalışmalarını yetersiz buluyor hem de İncil’i doğa bilimleri alanında bilgi edinilebilecek bir kaynak olarak tanımıyordu. Bu da yaptığı neredeyse her çalışmayı “yeni” kılmaktaydı. Meslek Yaşamı Eğitimini yarım bırakıp bir derece alamadan ailesinin yanına döndüğünde Galileo İtalya’nın matematik alanında en bilgilileri arasında olduğunun farkındaydı. Ancak bunu başkaları fark etmediği sürece iyi bir gelir ve iyi bir konuma kavuşma olanağı olmadığından Roma’ya gidip kendini göstermeye karar verdi. Bilgisi ve zekasıyla Cizvitleri etkilemesi pek zor olmadı. Onların da ilgilendiği matematik ve doğa arasındaki ilişki üzerine düşünmeye başladı. Galileo’nun çalışmaları Cizvitleri etkilemiş olsa da henüz güçlü dostlar edinememiş ve çalışmaları kendisine bir görev sağlamaya yetmemişti. Başarısız görünen bu ilk Roma yolculuğunda tanıştığı bazı kişiler kısa süre sonra önemli yerlere geldiğinde Galileo da bir profesörlük alarak düzenli bir gelire kavuştu. Pisa’ya 25 yaşında bir matematik profesörü olarak gitti. Üç yıl kadar burada kaldıktan sonra akademik olarak da parasal olarak da çok daha iyi olanaklar sunan Padua üniversitesine geçti. Burada özel dersler aracılığıyla da gelir edinmekte olan Galileo aslında yoksulluktan pek de kurtulamıyordu. Çünkü Vincenzio’nun ölümüyle yalnız kendisine değil üç kardeşine ve annesine de bakmak durumundaydı. Ancak bir kaç prense ders vermesi ve teleskobu Venedik senatosuna sunmasının ardından, hem güçlü ilişkiler edindi hem de profesör olarak geliri önemli ölçüde arttırıldı. Padua’daki görevi de artık yaşam boyu sürdürebilirdi. Bütün bunlar olurken Engizisyonun sert cezaları da sürmekteydi. Dönemin en önemli matematikçilerinden Giordano Bruno 1600 yılının başlarında Roma’da diri diri yakıldı. Suçları oldukça çoktu. Evrenin sonsuz büyüklükte olduğunu söylemek de yakılmasına yol açan “sapkınlıkları” arasındaydı. Çünkü kiliseye göre Dünya evrenin merkezindeydi; ancak sonsuz bir evrenin merkezi bulunamazdı. Buna karşın kilisenin tutumu genellikle bilimcilere karşı fazla sert olmuyordu. Örneğin Kopernik’in güneş merkezli evren modelini savunduğu eseri yasaklanmamıştı. Ancak Galileo’da dahil Katolik bölgelerdeki hiçbir profesör derslerinde bu modeli anlatmaya da cesaret edemezdi. 1610 yılında, teleskobu ile Jüpiter’i gözlemiş ve onun da uyduları olduğunu belirlemişti. Bunlara “Medici Yıldızları” adını vermiş ve gözlemlerini yazdığı eserini Medici ailesine ithaf etmişti. Planladığı gibi bu kendisine Pisa üniversitesinde hiç ders yükü olmaksızın yaşam boyu profesörlük verilmesine ek olarak daha iyi bir gelir ve Toskana Grandüklüğü’nün matematikçisi ve felsefecisi olma olanağı verdi. Korumasına girdiği Mediciler ileride onu engizisyonda yargılanmaktan ya da ceza almaktan kurtaramayacak olsa da yargılama sırasında işkence görmesini engelleyecek ve cezanın yakılmak değil ev hapsi olmasını sağlayacaktı. Dünya ve Güneş Galileo açısından olumlu giden yalnızca
parasal durumunun ve sosyal konumunun iyileşmesi değildi. Aynı zamanda
Kopernik’in görüşlerini benimseyen güçlü dostlar da edinmekteydi. Kepler gibi
protestan bölgelerdeki önemli bilimciler dışında Prens Cesi gibi hem Katolik
hem de “Yazmamak ve konuşmamak” koşullarına uyduğu düşünülebilirse de görüşlerini değiştirmediği açıktır. Altmış yaşına geldiğinde Roma’ya yeni bir zirayet yapmaya ve çalışmalarını yayınlamak için olanak olup olmadığını araştırmaya karar verir. Koşullar bu kez kendisinden yana görünmektedir. Yeni Papa VII. Urban, arkadaşıdır. Prens Cesi’nin desteklediği ve deneysel verilere dayalı çalışmayı yücelten akademisi (ki Galileo’da bu akademinin az sayıdaki üyesinden biridir) Papa ile iyi ilişkilere sahiptir. Akademi üyelerinden biri kardinal olmuştur. Cesi’nin ve akademinin tüm üyelerinin Kopernikçi olduğu da yazılı olmasa bile açıkça bilinmektedir. Papa, Galileo’yu oldukça sıcak karşılar. Bir buçuk aylık ziyaret süresince altı kez görüşürler. Bu yalnızca Papa ile görüşmekten çok daha önemlidir. Herkese Galileo’nun Papa tarafından sevilen ve desteklenen biri olduğu mesajını da vermektedir. Ziyareti Kopernik’in kitabına yönelik yasağın kaldırılmasını sağlamasa da, Galileo, Papa’nın kendisinden bu konuda yazmak için izin alır. Tek koşul bunu “gerçek” olarak değil bir “hipotez” olarak ortaya koymasıdır. Papa’ya göre kanıtlar ne olursa olsun Tanrı bunları Dünya’nın hareketsiz olduğu bir evrende de yaratacak güce sahiptir. Bu nedenle Dünya’nın hareketine ilişkin kanıtlar sıralanabilir; yeter ki “gerçekte” Dünya’nın durduğu unutulmasın. Galileo, geri döndüğünde istediği tüm izinleri aldığına inanmaktadır. İki büyük eserinden ilkini yazmaya başlar. İki Büyük Dünya Sistemi Üzerine Diyaloglar (Dialogo sopra i due massimi sistemi del mondo), Papa’nın isteği doğrultusunda hem güneşmerkezli hem de dünyamerkezli sistemi destekleyen kanıtları yan yana sıralamaktadır. Diyaloglar’da üç karakter vardır. Biri Galileo’nun görüşlerini aktarır; ikinci karakter dünyamerkezli sistemi savunan ve Aristotelesçi olduğu anlaşılan karşıtıdır. Son olarak iyi eğitimli ancak hangi dünya sisteminin gerçeği yansıttığı konusunda bir kararı olmayan bir dinleyici bulunmaktadır. Bekleneceği gibi bu okuyucuyu temsil eden karakter her defasında güneşmerkezli sistemi destekleyen kanıtları daha ikna edici bulmaktadır. Diyaloglar’ın sonunda tüm kanıtlar sıralanmış ve biçimsel olarak her iki tarafın görüşlerine de yer verilmiş olsa da, Dünya’nın durduğunu savunmanın olanaksız olduğu verilerle uyuşmadığı sonucu çıkmaktır. Bütün eser boyunca görüşleri çürütülmüş olan Aristotelesçi karakter burada son kozunu oynar: Tanrı bütün bu kanıtları yaratmış yine de Dünya’yı hareketsiz bırakmış olabilir. Bu eserdeki son argümandır ve herkes bu görüşün çürütülemeyeceğini kabul eder. Galileo kitabını Papa’nın isteklerine uygun biçimde hazırladığını düşünür. Ancak yanılmaktadır. Öncelikle her iki görüşü de makul seçenekler olarak ortaya koyduğu iddası hiç inandırıcı değildir. Dünya’nın durduğu düşüncesi düpedüz alay konusu haline getirilmiştir. Papa’nın sözleri ise bu alay edilen karakter tarafından aktarılmıştır. Kardinaller arasındaki düşmanlarının da kışkırtmasıyla Papa, Galileo’nun kitabının derhal incelenmesini ister. Üstelik Galileo’nun hiç düşünmediği bir aksilik de olmuştur. Kitabın kapağına basılmış olan üç yunus resmi Papa’yı çok kızdırır. Papa VII: Urban o sıralar kendisine ve akrabalarına haksız çıkar sağlamakla suçlanmaktadır. Özellikle de hızla zenginleşen üç yeğeni en çok konuşulan konulardandır. Bu nedenle yunusların yeğenlerini temsil ettiğini sanan Papa, yayıncıdan derhal bir açıklama ister. Oysa yunuslar yayıncının amlemidir ve her kitabına basmaktadır. Bu yeterli bir açıklma olsa da Papa’yı yatıştırmaya yetmez. Engizisyon ve Sonrası 1632’de Galileo Engizisyon tarafından yargılanmak üzere Roma’ya çağırılır. Hastalık ve yaşlıklık gerekçeleriyle bir süre ertelenen yolculuğu Papalık’tan gelen “gönüllü gelmediği takdirde zincirlenerek getirileceği” biçimindeki sert uyarıyla 15 Ocak 1633’te başlar. Büyük olasılıkla öldürüleceğini düşünerek vasiyetini de yazmıştır. Zira Engizisyon tek bir suçla ilgilenir ve bunun tek bir cezası vardır. Yargılama fazla uzun sürmez. Yapıtın incelenmesi Galileo gelmeden önce başlamıştır ve kararın ne olacağı zaten bellidir. Galileo’da Engizisyonla işbirliği içinde olmayı kabul eder. Tekrar okuduğunda eserin güneşmerkezli sistemi açıkça desteklediğini fark ettiğini söyler ve bunun bir yanılgı olduğunu kabul eder. Eğer izin verilirse yeni diyaloglar ekleyerek diğer görüşün gücünü ortaya koymayı önerir. Kuşkusuz kitabı derhal yasaklanmış kendisi de kardinaller önünde diz çökerek hatalarını itiraf etmiştir. Ünlü sözü “ama yine de dönüyor” asla söylenmemiştir. Buna karşılık Toskana Grandükünün girişimleri sonuç vermiş; Galileo’nun da direnmemesi nedeniyle işkenceye hiç baş vurulmamıştır. Bruno gibi yakılmasını engelleyen de bu diplomatik girişimler olmuştur. Galileo’nun cezası ev hapsidir. Güçlü dostları sayesinde konforlu bir ev hapsi sırasında çalışmalarını sürdürür. Ancak Engizisyon cezanın fazla rahat olmasından endişe ederek bir süre sonra Galileo’nun kaldığı yeri değiştirir ve ziyaretçilerini sınırlar.
8 Ocak 1642’de Arcetri’de ev hapsindeyken ölen Galileo için Toskana Grandüklüğü bir anıt mezar yapmak ister. Kiliseye karşı çıkan birinin yüceltilmesinin sorun yaratacağını düşünen Papalık bu girişimi engeller. Ancak artık Galileo’nun eserlerinin okunmasını ve görüşlerinin yayılması engellemek Papa’nın gücünü bile aşmıştır. [1] Bu alıntı şu kaynaktan aktarılmıştır: McGrath, A. E., Science & Religion, Blackwell, 1999. s. 14. |
| Son Güncelleme ( Pazar, 05 Nisan 2009 22:40 ) |
beğenmedi birde cokk uzunn
emege saygı neyse
Mali durumunun elvermemesi nedeniyle 1585'de üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı. Floransa'ya dönerek akademide ders vermeye başladı. 1586'da hidrostatik teraziyi bulan ve bu buluşunu bir makaleyle açıklayan Galilei'nin ünü bütün Italya'ya yayıldı. 1589'da yazdığı katı cisimlerin ağırlık merkezlerine ilişkin inceleme Pisaa Universite'sinde matematik dalında öğretim üyeliğine getirilmesini sağladı. Burada hareket üzerine araştırmalara başlayan Galilei ilk olarak ağırlıkları farklı cisimlerin farklı hızlarda düşeceklerine ilişkin Aristoteles'ci görüşü çürüttü.
1592'de Padova'da matematik profesörü olarak çalışmaya başlıyan Galilei bu görevi 18 yıl sürdürdü ve buluşlarının önemli bir bölümünü burada gerçekleştirdi. 1604 sıralarında düşen cisimlerin düzgün hızlanan hareket yaptığını kuramsal olarak kanıtladı. Yaptığı teleskoplar, mercek yüzeylerinin eğrilik derecesini denetlemek amacıyla geliştirdiği yöntem sayesinde, astronomi gözlemlerinde kullanılabilecek ilk teleskoplar olarak kısa sürede avrupa'nın her yanında aranmaya başladı. Astronomi alanındaki bulgularını Sidereus Nuncius (yıldızların habercisi) adıyla yayımladı. Teleskopla gerçekleştirdiği gözlemlerden etkilenen Venedik senatosu Galilei' nin Padova üniversitesinde yaşam boyu profesör olarak kalmasına karar verdi. Ama Galilei Toscana grandükünün sarayın baş felsefecisi ve matematikcisi olma önerisini kabul ederek 1610 yazında Padova'dan ayrıldı. Teleskopla yaptığı gözlemlerin Copernik'i doğrulaması, Aristoteles'ci profesörlerin ona karşı cephe almasına yol açtı. Ve Galileo'yu kilise yetkililerinin gözünde karalamaya çalıştılar. Bir yandanda dine karşı ve uydurma olduğunu iddia ettikleri sözlerini gerekçe göstererek Galilei 'yi Enkizisyon 'a gizlice ihbar ettiler. Kardinal Bellarmine konuya özel bir önem verek Galilei'yi 26 şubat 1616' da huzuruna kabul etmiş, bundan böyle bu öğretiye bağlı kalmasının ve onu savunmasının yasaklanmış olduğu konusunda onu uyarmış, ama konunun salt matematiksel bir varsayım olarak tartışılabileceğini bildirmişti.
Bu olayı izleyen yedi yıl boyunca Floransa yakınlarındaki Bellosguardo'daki evine çekilmiş olarak yaşadı. Galilei 1616 kararını yürürlükten kaldırabilmek umuduyla 1624 'de Roma'ya gitti. Bunu başaramadıysada papadan dünya sistemleri üzerine yazı yazma izni aldı. Floransa'ya dönen Galilei büyük yapıtı Dialogo sopra i due massimi sistemi del mondo, ptolemaico e copernicano(iki büyük yer sistemi, Ptolemaios ve kopernik sistemleri üzerine konuşmalar) üzerinde yıllar sürecek çalışmasına başladı. kitap 1632'de yayımlandı. Papaya kitabın tarafsız görünen başlığına karşın aslında Copernik sisteminin güçlü ve pervasız bir savunusu olduğu belirtildi. Tam bu sırada Galilei'nin dosyasında bir belgenin varlığı keşfedildi. 26 şubat 1616'da Bellarmine'nin huzurunda Galilei'nin ne biçimde olursa olsun Copernikciliği anlatması yada tartışması Enkizisyon'un ceza yaptırımına bağlanarak özellikle yasaklanmıştı. Böylece kitap için elde edilmiş olan iznin sahtecilikle ve usülsüz biçimde alındığına karar verildi. 16 haziran da mahkum oldu.Hüküm hapis cezasını içeriyordu. Ama papa bu cezayı ev hapsine çevirdi. Ve Galilei yaşamının son sekiz yılını Floransa yakınlarında Arcetri'deki evinde geçirdi.
Galilei'nin bilime en büyük katkılarından biri mekaniğin bir bilim dalı olarak kurulmasındaki payıdır. Kuvvet kavramının mekanikte oynadığı rolü açıkca kavrayıp ortaya koyabilen ilk bilim adamıdır. Isaac Newton'un yüzyılın sonlarına doğru mekanikte gerçekleştirdiği büyük atılımın önünü açan da Galilei olmuştur. Ayrıca Galilei geçmişte birbirinden hep ayrı tutulmuş olan matematik ile fiziğin ilişkili olduğunu ve birbirlerine destek olabileceğini kavrayan ilk bilim adamıdır. Onun uyguladığı en önemli ve tümüyle kendine özgü yöntem, deneyle hesaplamayı birlikte yürütmesi olmuştur. Bu yöntem somutun soyuta dönüştürülebilmesini ve deney sonuçlarının sürekli ve düzenli bir biçimde karşılaştırılabilmesini olanaklı kılmıştır. Modern anlamda deney kavramını oluşturan Galilei bu kavram için cimento(sınav) terimini kullanıyordu.
Galilei'ni tüm yapıtları ilk olarak 1842-56 arasında Le opera di Galileo Galilei adıyla yayımlanmıştır. Toplu yapıtlarının çok daha geniş ve eksiksiz biçimi Galilei uzmanı Antonio Favaro'nun derlediği Le opere di Galileo Galilei adlı yapıttır.