|
Söyleşinin tamamının ses dosyasını indirmek için tıklayınız
İsmail K. Sağlam: Röportaja sizin çalışma konunuz ile başlayalım isterseniz. Büyük oranda
türleşme ve türleşme genetiği çalışmaktasınız. Bize bu alan hakkında kısaca bir
bilgi verebilir misiniz? Bu konunun neden evrimsel biyolojinin temel taşlarında
biri olduğunu, ne tür sorulara cevap aradığını ve ne tür ufuklar açtığını
bizlere özetleyebilir misiniz?
Jerry Coyne: Bu
oldukça kapsamlı bir soru. Ben türlerin kökeni üzerine çalışmaktayım. Bu aynı
zamanda Darwin’in kitabının başlığının da ortaya koyduğu, fakat türün ne
olduğunu bilmediği için çözemediği ilkin problemin ta kendisidir. Türün ne
olduğu ancak 1930’larda veya 1940’larda anlaşılmaya başlanmıştır. Son 50 yıl
içerisinde türlerin doğada bir birlerinden ayrı ayrı yer alan gerçek varlıklar
olduğunu anladık. Biyoçeşitliliğin en önemli konularından biri, neden çok
sayıda farklı türün olduğunun yanında, farklı olan türlerin neden farklı
olduklarını ortaya koymaktır. Kısacası bizler, nasıl olup da doğada bir
birinden ayrı yaşam formlarının olduğu ve bunların nasıl oluştukları ile
ilgileniyoruz.
Biz özellikle bu konun genetiği ile ilgileniyoruz yani yeni bir
tür ortaya çıkarken ne türlü genetik değişikliklerin gerçekleştiğini ortaya
koymaya çalışyoruz. Sadece bir kaç değişiklik mi, yoksa daha çok sayıda
değişiklik mi var? Bu değişiklikler büyük etkiye sahip genlerden mi yoksa küçük
etkiye sahip genlerden mi ortaya çıkıyor? Bu genler DNA’nın veya kromozomların
hangi bölgesinde yer alıyor? Türleşme genetiği kesinlikle evrimsel teorinin
vazgeçilmez kısımlarından biridir çünkü ne de olsa Darwin’in kitabının başlığı
“Türlerin Kökeni Hakkında” idi. İnsanlar bu soru üzerinde yıllardır
uğraşmaktadırlar ve evrim içerisinde çözülmemiş olan veya şimdileri
yarı-çözülmüş olan büyük problemlerden biridir. Bu konuda iyi yol
katetmekteyiz. Artık üreme izolasyonuna (yani türler arası genetik yalıtıma)
yol açan genlerden bazılarını bulmuş durumdayız. Bu konun çok önemli olduğu
açıktır çünkü yeni türlerin nasıl ortaya çıktığını anlamadan biyoçeşitliliğin
nasıl ortaya çıktığının yanlızca bir kısmını anlayabiliriz. Dolayısıyla bu konu
genetik, ekoloji ve evrim konularıyla sıkı sıkaya bağlıdır.
İKS: Bilimsel
sorulara devam edelim isterseniz. Bu soru sizin son zamanlarda evo-devo’cular
ile yaşadığınız tartışmalar üzerine. Evo-devo üzerine yazmış olduğunuz son
makaleniz oldukça tepki çekmiş durumda. Dolayısıyla bizlere evo-devo’nın ne
olduğu ve evo-devo ile ilgili problemlerin neler oldukları hakkında kısaca
bilgi verebilir misiniz?
JC: Problem kısmından başlamak
her halde daha iyi olacaktır. Evrimsel biyolojideki veya gelişim
biyolojisindeki en temel problemlerden biri genlerin kendilerini vücuda,
davranışlara veya organizmların gözlemleyebileceğimiz özelliklerine nasıl
dönüştürdükleri ile ilgilidir. Artık bir çok türün DNA’sını
sekanslıyabiliyoruz, onların davranışlarını veya bir çok farklı karakterlerini
ve özelliklerini gözlemleyebiliyoruz. Fakat DNA’nın bu gelişimin gerçekleşmesi
için neleri nasıl kodladığı, bir DNA sekansının bir organizma haline nasıl
geldiği halen büyük oranda bilinmemektedir. Bu evrimsel biyolojinin
çözümlenmemiş en büyük problemlerinden biridir. Evo-devo, kendi araştırma
alanını, gelişimin evrim tarafından nasıl şekillendiğini gösteren mekanizmaları
ortaya koymak olarak belirlemiştir. Yani ne türlü DNA değişiklikleri
organizmalarda ne türlü farklılaşmalara yol açmaktadır sorusunu cevaplamaya
çalışır. Dolayısıyla evo-devo evrimsel biyoloji ile gelişimsel biyolojinin bir
tür birleşimi gibidir. Fakat kendi başına bir teoriye sahip değildir. Yani
evrim teorisi veya doğal seçilim teorisi gibi değildir daha çok DNA
sekanslarının nasıl davranışsal özelliklere dönüştüklerini bulmakla uğraşan
veri toplama uğraşıdır.
İKS: Şimdi
daha sosyal içerikli sorulara geçelim. Şu anda dünyaya kıyasla yaratılışçıların
A.B.D’deki durumları nedir?
JC: A.B.D’ye bakarsak
yaratılışçılar çok sağlam bir yumruk yemiş bir boksör gibiler, kan
kaybediyorlar fakat bir sonraki round için geleceklerini biliyoruz. Son olarak
iki yıl önce Pensilvanyada, yaratılışçılığın bir türü olan Akıllı Tasarım,
mahkeme kararıyla dinsel veya yarı-dinsel teori olarak engellenmiştir.
Dolayısıyla yaratılışçılığın yeni bir biçimi olan Akıllı Tasarım büyük bir yara
almıştır. Fakat bunlar dindar insanlar olduklarından, hatta aşırı derecede
radikal Hristiyan Amerikalılar olduklarından, hiç bir zaman mücadeleyi
bırakmıyacaklardır ve tekrar geri dönecekleri kesindir. Dolayısıyla şu anda
yaratlışçılığın hangi yeni şekliyle karşımıza çıkacağını bekliyoruz. Ne
olacağına dair de oldukça meraklıyız çünkü Akıllı Tasarımla yaratılışçılığı
dinden olabileceği kadar uzaklaştırmış olmalarına rağmen yinede mahkemede
kaybettiler. Dünya’ya baktığımızda, evrim konusunda bilinçlenme konusunda Amerika
ve Türkiye listenin en dibinde yer almaktadır. Bunun çok onur verici bir durum
olduğu söylenemez. Ben Amerika’da insanların fikirlerini değiştirebilmek için
elimden geleni yapıyorum ve Türkiye’de bulunma sebeblerimden bir tanesi de bu
zaten. Fakat insanlar evrimi dini inançlarından dolayı redettikleri sürece bu
konuda yol almak oldukça zor olacaktır.
İKS: Bu konuya devam ederek daha geniş kapsamlı bir soru sorulabilir.
Yaratışçıların arkasında çok büyük maddi ve sosyal destek olduğu bilinmektedir.
Dünya genelinde baktığımızda bu durumun laiklik için bir sorun teşkil ettiğini
düşünüyor musunuz? ABD’de çok büyük bir sorun oluşturmasa da Türkiye gibi
ülkelerde soruna neden olabilir mi?
JC: Bu durum birbirini takip
eden iki denklemden oluşur. Herşeyden önce evrimin reddedilmesi çok büyük bir
sosyal problem doğuracaktır. Ve evet, bu reddediş bilimin ve genel olarak
bilimsel metodların reddedilmesi anlamına gelir. Yaratılışçılar doğaüstü
güçlerin bilimin bir parçası haline gelmesini istiyorlar. Şu sıralarda ABD’deki
çekişme büyük oranda bunun üzerinedir. Kazanabileceklerini zannetmiyorum, ancak
yine de almakta oldukları önemli maddi destek sayesinde gelişme kaydediyorlar.
Sağcılar tarafından sağlanan oldukça büyük bir maddi destekleri var. Gelişme
kaydetme konusuna gelince, belki de gelişmekten söz etmek doğru değil ama yine
de sürekli bir tehlike oluşturuyorlar; çünkü insanlar vazgeçmezler. Eğer
biyoloji derslerimizde yaratılışçılığa yer verirsek o zaman tıp derslerimize de
ruhani tedavi yöntemlerini dahil etmeliyiz. Aynı mantıkla astronomi ve
psikoloji sınıflarında astroloji öğretmeye başlayabiliriz. Bu şekilde insanlar
tarafından anlaşılamayan herhangi bir şey bilimde geçerli bir konu olarak
algılanmaya başlanacaktır. Sanırım yaratılışçılığın yol açabileceği en büyük
tehdit budur. Ülkeler ileri gidebilmek için gelişmiş teknoloji ve bilime
bağımlıdır. Eğer evrimi sınıflarda öğretmekten vazgeçersek ve inançların
bilimin önünde yer alabilmesine izin verirsek bu durum kesinlikle teknolojiyi
ve teknolojik gelişimi engelleyecektir. Bence bu büyük bir tehlikedir ve
sanırım bu tehlike Türkiye’de ABD’den daha büyüktür. Emin değilim ama bana öyle
geliyor ki buradaki hükümetin dinle olan etkileşimi ABD’dekinden daha fazla.
İKS: Son zamanlarda Richard Dawkins, Daniel Dennet ve Sam Harris gibi
yazarların kitapları sonucunda oldukça geniş kesimlere yayılmış bir din
eleştirisi söz konusu. Bu gibi yazarlar dinsel düşünceyi çok açık bir şekilde
eleştirirken aynı zamanda dini ideolojilerin ne kadar tehlikeli olabileceğini
ve insanların artık dinsel düşünceden ve onun iddialarından kurtulmaları gerektiğini
belirtmektedir. Yakın zamanda bu gibi konuları ele alan Beyond Belief (İnancın
Ötesinde) adlı ve oldukça geniş katılımlı
iki sempozyum düzenlendi. Görünen o ki bilim adamları din ve dinsel düşünceye
karşı yaklaşımlarında ikiye ayrılmış durumda. Bir grup artık dinin açık ve net
bir şekilde reddedilmesi gerektiğini savunurken öbür grup din ve dinsel
düşünceye karşı yöneltilen eleştirinin daha büyük bir saygı ve dikkat
çerçevesinde yapılması gerektiğini belirtiyor. Allen Orr, yakın zamanda Dawkins
ve Dennet gibi yazarlara eleştiri mayetinde “Mission to Convert” (Dinsizleştirme
Misyonu) adlı bir makale yayınlamıştır. Sizin bu konudaki duruşunuz nedir?
JC: Allen benim öğrencimdi,
dolayısıyla onu çok sert bir şekilde eleştirmek istemiyorum. Fakat kişisel
görüşüme göre eleştirileri biraz fazla sertti. Dennet, Dawkins, Hitchens ve
bunlar gibi yazarlar son derece ayrımcı ateistler olarak inanılırlıklarına belli
ölçüde zarar vermiş durumdalar. Fakat bunun yanında konuya daha geniş bir
perspektiften baktığımızda büyük bir sosyal gelişmenin gerçekleşmekte olduğunu
görmekteyiz. Yukarıda bahsi geçen kişiler ve onlar gibiler artık ateist
olduklarını ve dinin kötü bir güç olduğunu belirtmekten korkmuyorlar. Buna ek
olarak bu insanlar tarafından yazılan kitapların her birinin büyük miktarlarda
satıyor olması (her biri bestseller olmuştur) insanların bu konu hakkında
okumak istediklerini gösterir.
Açık konuşmak gerekirse Dawkins,
Dennet gibi insanlara katılıyor; dünyada din olmamasının daha iyi olacağını düşünüyorum.
Din büyük oranda zararlı bir etkiye sahiptir. Elbette iyi tarafları da vardır.
Örneğin din insanlara teselli duygusu verir ve dindar insanlar iyi şeyler
yaparlar. Benim iddiam aynı insanların din olmasa da iyilik yapacakları idi.
Bunun yanında bir çok insan dinden dolayı kötü şeyler yapmaktadır. Kanımca bu
insanlar din olmasaydı bu kötülükleri yapmazlardı. Fakat insanlara dinlerini
bırakmalarını söylemenin çok etkili bir strateji olduğunu düşünmüyorum. Böyle
bir nedenle dinini bırakan çok fazla kişi de tanımadım. Buna karşın insanların
dinleri sorgulayabildikleri bir ortam yaratmanın etkili olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’ye geldiğimden beri birkaç kişi bana gelerek büyük bir ikilem içinde
olduklarını, çocukluklarından beri dindar olmak üzere eğitilmiş olmalarına
rağmen artık bunu sorgulamaya başladıklarını ve dinlerini bırakma durumuna
geldiklerini söyledi. Kanımca sadece dini değil herhangi bir otoriter düşünceyi
özgür bir şekilde sorgulayabilme şansınızın olduğu bir ortamda yer almak sadece
iyi sonuçlar doğurabilir.
İKS: Sizin
de içinde olduğunuz The Edge: The Third Culture (Sınır: Üçüncü Kültür) adlı
bir oluşum var. Bu oluşumun amacı hem bilimsel düşünceyi hem de yeni bir felsefeyi
yaygınlaştırmaktır. The Edge’in ne
olduğu ve nasıl kurulduğu hakkında bize bilgi verebilir misiniz? Sizce Türkiye
gibi ülkelerde de The Edge gibi
topluluklar kurulmalı mıdır?
JC: Üçüncü Kültür, bilimin
büyük bir rol üstlendiği yeni bir kültür biçimidir. Aslında resmi bir topluluk
olmayıp benim de aralarında bulunduğum Pinker, Dennet ve Dawkins gibi bir çok
bilim insanının yayın temsilciliğini yapan John Brockman tarafından kurulan bir
internet sitesidir. Bilim insanlarının katılımına açık ve görüşlerinizi belirtip
tartışmalara katılabileceğiniz bir çevrimiçi yayın alanı. Çok etkileyici ve
kamçılayıcı tartışmaların yapıldığı bir site olduğunu söyleyebilirim. İlk başta,
kurucuları tarafından yüksek bilimsel tartışmaların gerçekleştirildiği bir
platform olarak adlandırılan bir gruba katılma konusunda çekincelerim vardı.
Ama sonradan orada yürütülen tartışmaların son derece ilgi çekici ve büyüleyici
olduğunun farkına vardım. Dolayısıyla son derece iyi bir site. Kanımca bilimin
ilerlemesi hakkında bilgi edinmek isteyen herhangi birinin takip etmesi ve
okuması gereken bir site. Evrimci mi, fizikçi mi veya kimyacı mı olduğunuz hiç
önemli değil, tek kelimeyle yararlı bir ortam.
Türkiye’nin buna benzer bir
tartışma ortamından yarar sağlayacı kesin. Ama bunun olabilmesi için insanları organize
edebilen karizmatik birine ihtiyacınız var. Bu oluşumda, Brockman’ın insanların
yayın temsilciliğini yaptığı gerçeği önemli bir konu. Brockman, insanların
kitaplarının yayınlanmasına ve para kazanmalarına aracılık eden kişi. Yani Brockman
sizden bir konuda yazı hazırlayıp fikirlerinizi belirtmenizi rica ettiğinde onu
yazarsınız (gülüşmeler). Kısacası
insanların katkı yapması için arkalarında hafif bir kamçının varlığı önemli. Böyle
olmakla beraber bu site oldukça iyi bir site. Türkiye’den de bu şekilde bir
organizasyonu yapacak birilerinin çıkmasının çok yararlı olacağı kesin.
İKS: Son
olarak genç bilim insanlarına öğütleriniz nelerdir? Sizce örnek bir bilim
insanı nasıl olmalıdır? Sadece araştırma yapan biri mi olmalıdır yoksa içinde
bulunduğu toplumunun sosyal problemlerine de eğilmeli midir?
JC: Tavsiyem, bilim insanı
Türkiye’den, Amerika’dan veya herhangi bir başka ülkeden de olsa aynı
olacaktır. Bilimin amacı tüm dünyada aynıdır; bilim doğayı anlamak için verilen
uğraştır. Dolayısıyla genç bilim insanlarına ilk önerim çok çalışmaları
olacaktır. Çünkü ne kadar zeki olursanız olun çok çalışmadan hiçbir yere
varamazsınız. Ne kadar çok çalışırsanız o kadar başarılı olursunuz. Hatta bu
ikisi arasında neredeyse bire bir bir orantı vardır. Açık fikirli olun ve ister
bilimde ister başka konularda olsun ortaya konan fikirleri sorgulamaktan
çekinmeyin. Bilim insanlarının eleştirsel bir düşünce yapısına sahip olmasının
iyi bir tutum olduğunu düşünüyorum.
Bilimsel hususların yanında
sosyal husuları da göz önünde tutmanın genel olarak hayatı yaşamanın iyi bir
yolu olduğunu düşünüyorum. Bu sizi her zaman mutlu bir insan yapmayabilir,
fakat size topluma yaptığınız katkı bakımından yardımcı olabilir. Bilim aslında
sevdiğiniz şeyleri yaptığınız bir iş olduğundan –benim için olduğu gibi– bir
çok bilim insanı için iş olmaktan çok bir zevktir. Dolayısıyla istediğimiz işi
yapmak için para almaktayız. Bundan dolayı diğer işlere oranla bilim çok farklı
bir konumdadır. Bilimin finansmanının toplum tarafından yapıldığı düşünülürse
bilim insanların bu bakımdan topluma bir borcu olduğuna inanıyorum. Ben bundan dolayı
bir çok yere giderek sürekli yaratılışçılık hakkında seminerler vererek topluma
olan borcumu ödemeye çalışıyorum. Toplum her zaman bu borcumu ödememin şeklini
sevmeyebilir, ama sevdiğiniz işi yapmak için para kazandığınız bir duruma
geldiğinizde ya genç bilim insanlarına yardımcı olarak ya da daha genelde
sosyal konularda fikir belirterek bir katkı yapmaya çalışmalısınız. Fakat
burada, birikiminizin çalışmakta olduğunuz uzmanlık alanında olduğunu unutmamalısınız.
Ben kendimi toplum karşısında genetik ve evrim gibi konularda konuşma yetkisine
sahip yeterli derece uzman biri olarak düşünmekteyim. Fakat ekonomi veya savaş
ve barış gibi diğer konulara gelindiğinde bilim insanlarının bu konularda
konuşurken diğer insanlara oranla daha yetkili veya üstün olmadıkları
unutulmamalıdır.
Bu kadarı yeterli olacaktır
herhalde. |
Tam da bu sorunun cevabı gerek Bilim dergilerinde gerekse daha onceden yayınlandı...Yazı şöyle başliyordu...Aksine birçok kanıt gösterilmesine karşin,evrim karşıtları sık sık geçmiş yaşam formlarıyla günümüzdeki türler arasında evrim ilişkisini ortaya koyacak ara formlar olmadiğini soylerler..
Yaşamın denizden karaya yayıldıgına dair güçlü kanıt 2004'te Kuzey Kutup Dairesin'in 1100 km kuzeyinde Kanada'ya ait Ellesmere Adasında ve deniz dibinde yüzgeclerinin üzerinde ayakta durabilen bir calıya ait fosil...
Gunumuzden 375 milyon yıl önce, o zamanlar çok daha güneyde ve ılıman iklime sahip yerde yaşamiş olan canlıya verilen bilimsel ad Tiktaalik RoseaeYaklaşık 3 metre uzunlugunda,yassı gövdeye sahip,sığ sularda yaşayabilen ve muhtemelen kısa sürede de karada yaşayabilen canlı.
Tiktaalik roseae,karada yaşayan en eski hayvanlarla aynı kafatası,boyun,kaburga ve üye özelliklerine bir yandan da pul ve üzgec dikenelri gibi balık özelliklerine sahipti..Bu özellikler de onu tam olarak tarifine uyan bir geçiş formu yapıyor.
Yazı bu şekilde devam ediyor.Sonuçta bu ara tam da sizin sordugunuz soruya bire bir cevap veren bir yazı..Diğer sorularınızın da cevabını bilim vermeye çalişacaktır fakat aklınıza gelecek her türlü sorunun cevabını bilim veremeyebilir.Bunu üstüne basa basa daha oncede soyledim...İnsanın canlıların türleri,ara formlar,evrim hakkında bütün sorulara gereken yanıtları verememesi bütün bunların bilimsel bir cevabı olmadiğini göstermez...Bu veri ve bilgi eksikliğinden kaynaklanır...İlk canlı hucreye ait,ilk yaşam belirtilerine dair çeşitli teoriler olsa da kesin bilimsel bulgularımız yok..Çünkü o devirlere ait eksiksiz bilgilere ulaşmak oldukca zor ve uzun bir yol..Ve bu insanlık tarihinin sonuna kadar sürebilir,bunu bilemeyiz..Onun için efendim şunun cevabını bilim henüz ortaya koyamadı bunun cevabını veremiyorsanız bilimsel bir yanıtı yok demek mantıklı değil.Bütün bunların bilimsel yanıtı olmaması ayrı bir husustur insanoğlunun bunların yanıtına ulaşması ayrı şeydir...Yani hepsinin bilimsel yaniti olabilir,ama bizim bunlara eksiksiz ulaşıp ulaşamayacağımız kocaman bir muammadır .Bunları birbirinden ayırt etmesini öğrenin...
Mesela islamdaki nazar anlayişini da bilimsel açıklamasını yapmaya kalkan iisimler olsa da bunun hakkında kesin mutlak bir kanıt yok..Ama hal boyleyken siz evrim karşitlari nazarın kanıtı yok demiyorsunuz,ya da nazara inanmayı normal karşılıyorsunuz...Ama gidip de bilimsel bir çalişmayi aalaşaği etmek,karalamak için pusuda bekliyorsunuz...Kimse kimseyi kandırmasın,kimse objektif yorumlarda bulunduğunu söylemesin.Çünkü inandirici olmayan bu çelişkili durumdur.Zaten aynı mantiğa göre fizik gibi pozitif bilim olan araştırmalara da hakeretler yağdirmak lazım.Çunku onlarca fizik alanında ortaya atılmış teori bir başkasının ortaya çıkmasıyla yok oldu,yerini yenisi aldı..Ama sanki bilimsel eleştiri yapıyormuş gibi hava takınan evrim karşıtlarını hiç bu isimlere hakaret ettiğine rastlamadım.Neden? Çunku fizik kanunların Tanrıyla ya da dinlerle alıp veremediği yok.Neden bu.
Şunu unutmayalım:Dünyada hangi alanda olursa olsun bilimsel bilgiler güvenilir olmasına güvenilirdir fakat sonsuza kadar geçerliğini ortaya koyacak diye bir şart yok.İster tıp,ister biyoloji,ister astronomi isterse fizik olsun her alanda boyle.Her alanda yuzlerce,onlarca teori çürütüldü yerini başkası aldı.Bu insanlık tarihinin sonuna kadar devam edecek bir süreçtir...Onun için bilimsel bilgilere kümülatif(birikimsel) yaklaşmak mantıklıdır,bir bilimsel çalişmanın yerini alacak şey,sanrı değil yine başka bir bilimsel çalişmadir...Bunun böyle olduğunu anladiğimizda bilim adamlarına ve bilimsel çalişmalara yapılan haksız saldırıların mantıklı olmayan nedenlerden eleştirildiğini görüyoruz..
İstendiği kadar Evrim Teorisine saldırılsın,çalışmalar yapılıp engellenmeye çalışılsın,bilimsel bulgular istendiği kadar çarpıtılmaya çalışılsın gerçekler bir bir ortaya çıkacaktır.
Harun yahya bilimsel bir kimliği olmayan ordan burdan aşırıp etrafındaki gençlere yazdırtan bağnaz düşüncenin savunucularından biridir.
İkinci kısma gelirsek konu ropartajla ilgiliydi.Yani burada evrim teorisinin içeriğine yonelik bir tartişma yok..Bu yuzden de benim bu ropartaja vereceğim cevap esasen belirgin,kısa ve net olacaktı..Boyle bir ropartaja saldırgan cevaplar verilmesine anlam veremediğim için,arkadaşın evrim teorisine karşı çıkmasına değil de onun karşı çıkış şeklineydi itirazım.Bu husus sadece evrimle ilgili birşey değildir.Ben hangi konu olursa olsun din gibi hassas konularda bile farklı çok farklı düşüncelerin olması gerektiğine ve fikir özgürlüğüne inanan bir insanım..Onun haricinde bir insan dilediği gibi evrim teorisine katılmayabilir,eleştiri getirebilir..Ama yapılan bir ropartaja saygısızca yazılan cevaplar geliyorsa bende o kişiye saygı duymam.Kimse kusura bakmasın mesele bundan ibarettir....
Üçüncüsü madem bir biyoloji öğrencisisin sen once Chales Darwin'in evrim teorisini ortaya atmasına kadar geçen süreye bir daha incele.Bu temel bilgileri değil akademik eğitim gören bir insan konuya ufak bir ilgisi olan insan bile bilir.Darwin'in ben şu evrim teorisini bir ortaya atayım da kitleleri peşimden sürükleyeyim bütün dinleri alaşaği edeyim şeklinde bir düşüncesi asla olmamıştır.Bir bilim adamının duygusal bir şekilde dinlere karşı başkaldırmak için boyle bir öğreti ortaya attığını ciddi ciddi düşünmek gayeye alınası bir davranış değildir...Darwin'in canlılara yonelik yaptığı çalışmalar bile tesadüfi bir meraktan doğmuştur...Darwin'in geçmişine bakarsak zaten bu ingiliz biyolog tıp ve teoloji okumuştur.Galapagus adalarına gittiği zaman dikkatini çeken ispinoz kuşların farklılığını onun zihninde farklı bir şey uyandırmıştır...Darwin'in morfoloji,histoloji veya sitoloji gibi biyolojinin alt bilim dalları hakkında bilgi sahibi olmaıdğını iddaa etmişsiniz..Ben farklı bir Darwin'i mi öğrendim acaba? Tıp okuyan bir insan biyolojinin alt bilim dalları hakkında en ufak bilgiye sahip olmadan nasıl Türlerin Kökeni gibi bir kitap yazabiliyor? Kitabı aldım,okudum da..Bilimsel çalışmaları elbette eksik olabilir.Bugun hala evrimci biyologların çalışmalarında noksanlıklar var.Olmaya devam edecek...Belki de dediğim gibi bazı sorularının cevabı insanlık tarihi boyunca yanıt bulamayacak..Yanıt bulunamaması da bu soruların tutarlı,sistematik bir cevabının olmadığı manasına gelmez....Bunu sebebini daha oncede açıkladım:İnsanlık tarihi,canlılar,çeşitlilik kısacası evren ve evrime dair butun soruları karşısınıza alıp bunun bilimsel çözümlemesini yapmak çok zor bişr uğraştır.Bu insanlık tarihinin sonuna kadar uzanabilir.Unutmayalım ilk canlıları,ilk insanları,ilk hayvanları,ilk bitkileri,ilk enerji üretimini,ilk dokuları,ilik canlılık belirtisini gören olmadı...Dolayısıyla bunlar hakkında elimizde yeterli veri yok.Yani eğer butun bunların mantıklı açıklaması var ise de bizim bunlara eksiksiz ulaşmamız imkansız..Once bunu kavrayın.Birinde butun sorularının cevabını Tanrı2da bulup işin içinden çıkabilmiş gorunuyorsunuz.Öteki bakış açısıyla ise işiniz çok daha güç..Butun sorular hakkında yeterli verileri ele geçirip değerlendirmek gerekiyor sonra da bunların doğruluğunu irdelemek.Yani bütün sorularının cevabı bilimsel olarak bile olsa her seferinde sorulara verdiğiniz yanıtlar yanliş olabilir...
Hem evrime hem Tanrı'ya inanmak cehalettir lafınız zaten günün gafıydı bence....Evrim teorisinin doğruluğunu ancak islam,musevilik,hırıstiyanlık gibi dinlerin öğretilerin yanlışlığını ispatlayabilir veya ispatlamaya çalışabilir.Onun Tanrı düşüncesini tamamen silmesi imkansızdır...Söz gelimi evrim teorisi Tanrı'nın bütün dinlerden bağımsız olarak var olduğu şeklindeki teist düşünceye tam olarak ters düşmez...Bunu tam ilişkili olmasa da basit bir örnekle şöyle anlatabiliriz:Yağmurun Tanrı tarafından( fakat bize anlatılan dini öğretilerden bağımsız olarak) yağmur yağdırdığını düşünelim...Bunun birinci olarak bilimsel açıklaması da vardır.Basit bir tarife ile yeryüzündeki suların ısınıp gökyüzünde bulutlar oluşturması ve yeryüzüne geri dönmesi gibi kabataslak bir tasnifle ekolojik sistemin önemli bir melekesi...Bu noktada şöyle de düşünebiliriz:Yeryüzüne yağmur yağmasının bilimsel bir şekilde gerçekleşmesini sağlayan da Tanrı'dır.Yani sizler şunu soylemiyor musunuz genelde: Tanrı bilimi sever,insanların da bilimi sevmesini ister...Madem ki Tanrı bilimi seviyor bir olayın bilimsel bir şekilde kurgulanmasına da kendisi istemiş olabilir...Bing Bang teorisini dinin kabul etmesi de aynı mantıktır.evrenin yaklaşık 13,7 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan düşünce bugun gerek teolojik çevrede gerekse bilim dunyasında kabul görmüştür...Bu olayın bilimsel şekilde gerçekleşmesini sağlayan Tanrıdır düşüncesi mantıksız gelmiyor da canlıların bilimsel kaidelerle meydana geldiğini ortaya atan evrim teorisinin bu şekilde gerçekleşmesini sağlayan da Tanrı2dır düşüncesi mi mantıksız geliyor? Önceliklle evrim teorisi hiçbir şekilde Tanrı'ya tamamen zıt olmak zorunda değildir..Ama bana şunu diyebilirsiniz:Evrim teorisi dini öğretilerle(islam,hırıstiyuanlık.yahudilik) ters düşer...Çunku bu referans gösterilen dinlerin kitaplarında ortaya atılan insanoğlunun oluşumu ve yeryüzündeki macerasi bellidir...Yine de evrim düşüncesi hiçbir dine bağlı olmayan Tanrı'ın kendiliğinden varlığı oldugunu düşünen dahası bütün dinlerin yanlış öğretiler sunduğunu iddaa eden biri için veya felsefi temellere göre Tanrı'nın var oldugu düşüncesini ortaya koymaya çalişan teist düşünceye ters düşmez...Siz biyoloji öğrencisi oldugunuzu inatla soylemişsiniz.Bence biraz gidin araştırın..Hem Tanrı'ya hem evrime inanan biyologların sayısı hiç de az değildir.Bunların hepsinin cehalet içinde oldugunu iddaa eden birinin dar bakış açısını ciddiye almıyorum ben..Yeri gelmişken ben hem Tanrı'ya hem evrime inandığımı da soylemiyorum..Sadece bu bile mumkudnur diyorum.Bunu belirteyim de bu kadar yazdıktan sonra hemen koltuk yerleştirmeye alışmış bakış açısıyla tabure vermeyin bana =).Soyleyin bana Descartes Meditasyonlar kitabının ikinci bölümünde belirttiği Tanrı'nın varlığı herşeyden bağımsızıdr.Tanrı kendiliğindedir.Tanrı mutlak güçtür gibi düşüncelere dini kaynaklara bakarak mı ulaşıyor? Spinoza kaleme aldığı en büyük eseri Etika'da Tanrı'nın varlığını öyle bir ulaşiyor ki en kutsal kitap bu düşüncelerin derinliği yanında çok sığ kalır...
Son olarak şunu soyleyeyim buraya yazılmış sadece Jerry Coyne ile yapılan bir röpartaj..Yani burada evrim teorisinin içeriğini tartişmiyoruz.Bunu zamanında oldukca derin bir şekilde yazdığım da oldu..Açıkcası bu tartışmaların gereksiz bir şekilde yapıldıgına kanaat ettim...Ben evrimin savuncusu değilim,yine de evrim konusunda yeterli donanıma sahip olduğuma inandığım için sizinle bu başlık altında değil de başka bir yerde veya e-posta yoluyla tartişabiliriz..Söylediklerinizin cevabını saptırdığım yok.Çünkü evrim teorisi tartişmasına tam olarak girmiş değilim.Bildiklerimin onda birini bile yazmadım onu da soyleyeyim...Zaten bunun için bana oldukca uzun zaman gerekir...
Benim ilk ve diğer yazımı yazmaktaki amacım şuydu:Bir insanın fikirleri,dünya görüşü ne olursa olsun kabul etmeseniz bile saygı duymanız gerekir.Bugun bilimsel çalişmalarının yanlış oldugunu sonradan öğrendiğimiz pek çok bilim adamı var.Örneğin Daltonun atomlar parçalanamaz düşüncesi Einstein'in da katkılarıyla yok oldu...Bilim boyledir,kümülatif şekilde ilerler.Yarın belki de Einstein'in izafiyet teorisini yerle bir edecek yeni fikirler öğreneceğiz.Gelgelelim konu insanların varlığına ilişkin bir konu olmadığında kimse çıkıp Dalton senin dediklerin yanlıştı diye saldırmıyor,saygı duyuyor.Ama konu dini deüğerlerle çatışan evrim teorisini gibi bir konu oldugunda bu alanda çalişma yapmiş herkese sağdan soldan saldırmak sonra da kendinizi akademik bir öğrenci olmanın mağrur gururuyla kabara kabara anlatmak ne kadar üzücü bir şey...Gidin bakın kafanızı kaldırın..Richard Dawkins'i Harun Yahya'nın eserlerine cevap verdiği için hiçbir gerekçe göstermeden sitesine saldırıp karşıt düşünceye yaşama hakkı tanımaynlar kim? Kafanızı kaldırın biraz gerçekci olun.Bugun Turkiye'de evrim teorisini kabul eden ve Tabrı'yı inkar eden sayısı %23lerde seyrediyor...Aazınlığın karşısında her türlü saldırı yapmak için pusuda bekleyen insanları ezmesi mumkun mu? Herkes biraz elini vicdanını koysun oyle konuşsun
Dünya nın yaratılışı konusundada oldukça güzel bilimsel açıklamalar yapabilirim,kozmik radyasyondan kızıl renkte ışık saçan yıldızlara,helyum ve hidrojen oranlarına kadar pek çok kanıt sunabilirim Bing Bang in geçerli olduğna dair.Aksinide iddia etmeniz pek mümkün olmaz.
Bir de bir insan hem evrimci olup hem Allah a inanamaz.Bu kişinin cehaletinden kaynaklanır..
Ayrıca röportaj yapılan kişinin konferans başlığı Doymak Bilmeyen Cehalet ve Bağnazlık: Akıllı Tasarım Evrime Karşı" direk hakaret içeren ve bir bilim adamına yakışmayan şekilde tasarlanmış.Bu ne kadar bilimsel.Cehalet ve bağnazlık anlayışı nedir bazı kişilerde evrimi reddetmek mi,böyle birşeyi asla kabul edemem.
Objektif ve bilimsel bir şekilde yaklaşıyorum olaylara ve evrim hakkında da geniş kapsamlı bir bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum kaldıki bir biyolog olarak zaten bu konulara hakim olmak benim vazifem.Ancak körü körüne öfkelenmek ve yorumlarda boşa atıp tutmak konusunda hem fikiriz,bu tür şeylere gerek yok,ister evrimci ister yaratılışçı olunsun.
Yukarıdaki soruları beni evrime inanan bir insan olarak yonelttiğiniz besbelli..Bunu yapmanız gereksiz olmuş.Çünkü ben evrim teorisine sıkı sıkıya bağli,doğruluğuna kesin kanaat getirmiş bir insan değilim..Öncelikle evrim zaten türlerin oluşumuyla ilgilenir.İlk canlının nasıl ortaya çıktığı sorusunun cevabı tam manasıyla evrimin sınırları içerisindedir diyemeyiz...Bu konu biyolojinin de konusudur..Ayrica,kişisel fikrimi belirtmek gerekirse ilk canlının cansız bir maddeden ortaya çıktığı yonundeki düşünce aklımdaki boşlukları tam olarak doldurmuş değil...
Yoneltmiş oldugunuz soruların bir kısmının cevabı var...Fakat bunların ispatı yok...Çunku ispat fizik,matematik,istatislik gibi doğrulanabilir düzenli sistemli kümülatif bilgilere hastır..Şimdi ilk insanın,ilk ekosistemin,ilk organizmanın hayatta kalması için gereken enerjiyi nasıl ürettiği gibi önemli sorunlara cevap olarak çok çeşitli görüşler var.Bunlara uzun uzun girmiyorum,çünkü zamanım kısıtlı...Sordugunuz soruların bir kısmını ben yanıltlayabilirim fakat çok uzun yazmam gerekecek.Çünkü her sorunuza dair çok farklı teoriler var...Açıkcası bunların her biri belirli veriler dahilinde yapılan görüşlerdir ve ispatını da bulmak tabi ki mumkun değildir...
Ben size aklınıza gelebilecek bütün soruları kapsamına alacak başka birşey soylemek istiyorum.Binlerce canlılarla ilgili soru sorabilirsin.Örneğin sadece 800 binden fazla bilinen böcek türünün oldugunu düşünürsek.Bırakınız ekosistemi,çevreyi,canlıları sadece böceklerle ilgili cevaplanması mumkun olmayan binlerce soru sorulabilir...Bu konudaki yanıltıcı gözden kaçırdığınız nokta şudur: Bilim,yeryüzü,evren,dunya,canlılar gibi önünde hududu olabildigince geniş ve yanıtlanması bir o kadar zor milyonlarca,mlyarlarca soruyu karşısına almaktadır...Bunların her birini düzenli,ussal biçimde açıklamaya çalişmak bana göre insanlık tarihi boyunca mumkun olmayacak.Gelgelelim hepsini açıklayamamız bunların bilimsel bir cevabı olmadiği manasına gelmez.Örneğin,Carl Jung'un ortaya attiği sinkronisite ve nedesellik bağlayici bir ilke olan eşzamanlılık kavramlarının da ortaya çıkardiği milyonlarca soruyu açıklayamıoruz bugun..Çünkü makorfizik dünyada nedensel olmayan ilişkiler görmek için çevremizde boşuna bakarız:Bunun yalın bir nedeni var:Biz ancak nedeselllik baği ile bağli olan olguları düşünebiliriz.Fakat bu,nedensellik dişi bağlarla ilgili girift olguların olmadığı manasına gelmez...Bu sadece kısa bir örnekti..Konumuza gelecek olursak yaratılışçılık yolundan gitmek bu açıdan çok kısa ve nettir.Çünkü gökyüzünü,evreni,saltık doğa yasalarını,çeşitliği,güneşi,organizmaları açıklayamağımız binlerce,milyonlarca olguları,nesneleri tek bir varlığa bağlayarak bu sorularının üstesinden gelmiş oluruz...İmdi,bu ister bu doğru yontem olsun,ister yanliş bir yontem olsun;sonuç olarak çok kolay bir yontemdir...Söz gelimi bu konular üzerine kafa patlatmak istemeyen ve konuyla son derece alakasız biri bile türlerle,evrenle,yaşamla ilgili binlerce sorunun üstesinden tek bir cevapla gelebilir...Bu hususta boylece bilm adamıyla sıradan bir adam arasındaki farkı bu mevzuda bulmak olanaksıza yakındır.Çunku madem bu aşkın soruların cevabı yaratıcıda saklı bu noktada hepimiz eşitleniriz.Hepimizin dayandıracagı ana nokta aynı olacagına göre bu konuda bilim adamı olmakla sıradan bir insan olmak arasında en ufak fark kalmaz...Benim itirazım oldugu nokta burasıdır.Bilimin milyonlarca soruya tam,eksiksiz bir cevap vermesi zaten olanaksız..Söz gelimi doğar doğmaz hafızası yerinde olmayan bir bebeğin cennette alınması(düşün ki bugune kadar milyarlaca bebek dunyaya geldi doğar doğmaz ölen.Bunların hiçbiri büyüseydi ateist olmayacak mıydı?.İstediği kadar yaşama hakkı elinden alinmiş olsun,öldüğünün veya yaşadığının farkında bile olmayan bir bebeğin hemen doğması onun için mukafattır..Yaşama hakkının elinden alındığı için onun sorumlu tutamayacağ görüşü asla bunu açıklayamaz.Kaldı ki,bu çok basit bir örnektir.Daha derin düşünürsek önümüzde hangi dinin anlattiği Tanrı olursa olsun,şu yaşadiğimiz dunyada mutlak adaletin sağlanması bu şartlarda olanaksızdır..)Düşünen,sorgulayan bir insan önunde milyonlarca cevapsız soru oldugu için zaten bu soruların cevabını bilimsel düşünme yoluna gidiyor....Oysa ki yaratılışçı yaklaşımla butun sorularının cevabını tek bir kaynak altında toplamak en basit seçimdir..Bakınız,ben burada bu basit seçimin yanliş oldugunu soylemiyorum.Bu sorularının cevabının Tanrı düşüncesine cevap bulabileceğini mutlak olarak kabul etmiyor değilim.Ben kişisel olrak süpheci yaklaşıyorum..Bana kalırsa zaten evrim teorisinin de,yaratılışcı görüşlerin de açıklamaları tatmin edici değil..Sen bu soruları yazmışsın( ki bunların bir kısmının zaten yanıtı var) bazılarnın ise tam olarak yok.Şimdi bende yaratılışın yarattığı kaos ile ilgili binlerce soru yazabilirim..Çünkü buradaki sorun evrimle veya butun dinlerle ilgili değil daha çok felsefi bir sorundur.Yani şöyle ki ortaya attığınız her fikir,her sorun kendi başına ayrıca açıklanması gereken bir sorundur ve bu sonsuza kadar boyle gider...Bu insan beyninin kendisinin kaos yarattığını gösteren bir işarettir....
Ki benim soyleyeceklerim verilen tepkiye göre değişir.Bugun Tanrı'yı kabul etmemeyi başkaldırıyı felsefi olmaktan çıkarıp farklı olmak adına getiren genç gruplar var...Bu tür insanların açıklamalarında bilimsel bir yaklaşımdan ziyade bir sataşma dini değerlere bağli insanları yok etme çabası görürsünüz..Benim bu insanlara vereceğim tepki de aynıdır..Birini yok etmek için,çeşitli duygusal sebeplerle dine karşi yapılan bir saldırı veya bunun tersi dini muhazafa etmek,Tanru olmadiği zaman yaşamın manasız boşluğuna düşeceği korkusuna yapılan tutumlara tepkim aynıdır..Ben bu iki tip insanın görüşlrini de kabul etmiyorum.Ama sen gibip Richard Dwkins,Charles Darwin gibi isimleri bu insanların arasına sokamazısn..Bu komik olur...Bilim adamlarının duygusal oldugunu öne sürmek ciddiye alınacak birşey değildir.Ama yanliş olduklarını soyleyebilirsin.Kaldı ki Tanrı'ya inanan evrimciler de vardır.Onları neden eleştirmiyorsun? Kim duygusal once buna karar ver? Dunyanın gaz ve toz bulutundan oluştuğu yonundeki bilimsel açıklamaya neden karşı çıkmıyorsun? Belki bu görüş canlıların yaratılışçılığına dokunmayan bir düşüncedir.BEvrimi tamamen tanrı karşıtı kabul eden tek bir görüş gibi kabul etmen bu konu hakkında eksik oldugunu ve ülkemizdeki ak ya da karadan birisin şeklindeki düşüncelere kurban gittiğini gösteriyor...Bakınız düşüncelerini kabul edin veya etmeyin derdim bu değil.( Daha once belirttiğim gibi evrim teorisi de beni tam oalrak tatmin etmiş değil,yaratılışçı görüşün kendisi de oyle.Benim soyleyeceklerim rengini belirleyen şey karşımdaki kişinin karşı çıkışıdır.Evrim çıkmazı yazısıyla ropartajı komik olarak nitelendiren arkadaşın yaklaşımı kendisini yeterince belli etti.Onun amacı konunun tartışılması ya da bu teorinin noksanlıkları değil.Kaldı ki ropartaj gayet sakin,evrim teorisinin derinliklerine girilmemiş sade bir soyleşi..Bu arkadaşım yeterince ateist düşünce içerisinde olan bir bilim adamına karşı öfke beslediğini belli etti.Benim karşi oldugum nokta budur...Eğer konunun bilimsel bir şekilde tartişilmasını istiyorsanız,tartişiriz...Buna yanit bir cevap vermem şuan olanaksız,zamanım da yetersiz kalır.Çok detaylı bir şekilde tartişmak isteyenler e-posta yoluyla görüşebilirler.Saygılar...
Yani aslına bakarsanız Bay Şükrü evrim bilimsel bir gerçek değildir,aksine duygusal bir biçimde yanlızca bir yaratıcının varlığını reddetmek için ortaya atılmış dogmatik ,tamamen duygusal bir biçimde savunulan bir teoridir.
Bir kere gerçekten evrimin var olduğunu savunabilmeniz ve buna bilimsel gerçek diyebilmeniz için şunları açıklığa kavuşturmanız gerekmektedir.
**Sudan karaya geçiş nasıl oldu?Yani sonuçta denizde yaşayan calıların kendi ağırlıklarını taşımak gibi bir sorunları yok.Fakat karada yaşayan canlıları enerjilerinin büyük bir kısmını vücut ağırlıklarını taşımak için kullanılar.Buda mükkeml ve kesiksiz bir kas sistemi ile ancak mümkün olabilir.Peki bu eksiksiz sistem nasıl oluştu?eğer kademeli evrimle oluştuysa oluşum sırasında ortaya çıkan ucube canlılar yani yarı kas sistemine sahip canlılar nasıl yaşamlarını devam ettirdi?
Sudan karaya geçişte bir diğer sorun da solunum sistemidir.balıklar yada denizdeki canlılar suda erimiş O2 ni hazır halde alıp solungaç solunumu yaparlar,karadaki canlılar ise kusursuz bir akciğere sahiptir ve akciğer solunumu yaparlar.Peki solungaç solunumundan akciğer solunumuna geçiş nasıl oldu?Evrimsel süreci savunuyorsanız şayet yarı akciğer-yarı solungaç sistemine sahip ucube canlıların nasıl hayatta kaldıklarını bize açıklamanız gerekmekte?
**Pekala neden hiç yukarıda bahsettiğim evrimsel süreçte kademelerle oluştuğunu savunduğunuz ucube canlıların örneğin yarı pullu yarı deriye sahip,yada yarı akciğer yarı solungaca sahip canlıların fosillerine hiç rastlamıyoruz da mükemmelve son derece kusursuz kompleks yapılı canlıların fosillerine rastlıyoruz?
**Canlılığı meydana getirdiğini savunduğunuz ilk hücre nasıl meydana geldi?
**Neden tek bir tane bile faydalı mutasyon örneği göremiyoruz?
Evet bu soruları çarpıtmadan mantıklı ve bilimsel bir şekilde açıklama getirir ve bana somut kanıtlar gösterirseniz Evrimin gerçekten bilimsel bir gerçek olduğuna kanaatim gelicektir.
Saygılarımla...
Sizin zihniyetinize kalacak olsaydık Dunyayı Tanrı yarattı diyerek onun gaz ve toz bulutundan oluştuğunu asla ortaya koyamazdık...
Röpartaj için teşekkürler.İnsanlara önemli fikirler katabileceğini düşünüyorum,ister fikirleirni kabul edelim ister etmeyelim..Anlayabilene...
evrim konusuna gelincede kriz içinde olan bir teori olduğu gerçeği aklı başında her insan tarafından bilinir.kör tesadüflere ve kademe kademe evrimleşme sürecine dayanan bu teorinin hiç bir geçerliliği yoktur.ne neo darwinistlerin öne sürdüğü mutasyonlar ve akabinde gerçekleştiğini savundukları doğal seleksiyon evrimleştirici etkiye sahip değildir.Canlıların temel yap birimi olan proteinler onunda yapı taşı olan amioasitler gibi kompleks yapıların kör tesadüfler sonucunda oluştuğuna inanmak,Dolma bahçe sarayı nın bir gece aniden,çimentonun,demirlerin,çinilerin vs aralarında karar verip hadi bi saray yaratalım demeleri kadar saçmadır.Gerçek şu ki her tasarımın arkasında üstün bir akıl vardır.
İnancın bir tür insanlık zehiri olduğunu birebir görmüş ve hala çevremde görmekteyim. Ben biliyorum diyen inançlı ve kibirli bir zihin değil bilmiyorum ve bundan dolayı araştırıyorum, sorguluyorum, şüphe duyuyorum diyen alçakgönüllü bireylerden oluşmuş yeni bir kültürün zorunluluk olduğu çok açık bir olgu. Evrim bilincinin ülkemizde ve Amerika’da yerleşmemiş olması dehşet verici. Bu bilincin ülkemizde yaygınlaşması konusunda çalışmlarınızdan dolayı sizlere çok ama çok tekrardan teşekkür ederim.
Saygılarımla..