Ana Sayfa Söyleşiler JERRY COYNE İLE SÖYLEŞİ
JERRY COYNE İLE SÖYLEŞİ PDF Yazdır ePosta
Evrim Çalışma Grubu tarafından yazıldı   
Çarşamba, 11 Haziran 2008 19:31

Söyleşinin tamamının ses dosyasını indirmek için tıklayınız

İsmail K. Sağlam: Röportaja sizin çalışma konunuz ile başlayalım isterseniz. Büyük oranda türleşme ve türleşme genetiği çalışmaktasınız. Bize bu alan hakkında kısaca bir bilgi verebilir misiniz? Bu konunun neden evrimsel biyolojinin temel taşlarında biri olduğunu, ne tür sorulara cevap aradığını ve ne tür ufuklar açtığını bizlere özetleyebilir misiniz?

Jerry Coyne: Bu oldukça kapsamlı bir soru. Ben türlerin kökeni üzerine çalışmaktayım. Bu aynı zamanda Darwin’in kitabının başlığının da ortaya koyduğu, fakat türün ne olduğunu bilmediği için çözemediği ilkin problemin ta kendisidir. Türün ne olduğu ancak 1930’larda veya 1940’larda anlaşılmaya başlanmıştır. Son 50 yıl içerisinde türlerin doğada bir birlerinden ayrı ayrı yer alan gerçek varlıklar olduğunu anladık. Biyoçeşitliliğin en önemli konularından biri, neden çok sayıda farklı türün olduğunun yanında, farklı olan türlerin neden farklı olduklarını ortaya koymaktır. Kısacası bizler, nasıl olup da doğada bir birinden ayrı yaşam formlarının olduğu ve bunların nasıl oluştukları ile ilgileniyoruz.

Biz özellikle bu konun genetiği ile ilgileniyoruz yani yeni bir tür ortaya çıkarken ne türlü genetik değişikliklerin gerçekleştiğini ortaya koymaya çalışyoruz. Sadece bir kaç değişiklik mi, yoksa daha çok sayıda değişiklik mi var? Bu değişiklikler büyük etkiye sahip genlerden mi yoksa küçük etkiye sahip genlerden mi ortaya çıkıyor? Bu genler DNA’nın veya kromozomların hangi bölgesinde yer alıyor? Türleşme genetiği kesinlikle evrimsel teorinin vazgeçilmez kısımlarından biridir çünkü ne de olsa Darwin’in kitabının başlığı “Türlerin Kökeni Hakkında” idi. İnsanlar bu soru üzerinde yıllardır uğraşmaktadırlar ve evrim içerisinde çözülmemiş olan veya şimdileri yarı-çözülmüş olan büyük problemlerden biridir. Bu konuda iyi yol katetmekteyiz. Artık üreme izolasyonuna (yani türler arası genetik yalıtıma) yol açan genlerden bazılarını bulmuş durumdayız. Bu konun çok önemli olduğu açıktır çünkü yeni türlerin nasıl ortaya çıktığını anlamadan biyoçeşitliliğin nasıl ortaya çıktığının yanlızca bir kısmını anlayabiliriz. Dolayısıyla bu konu genetik, ekoloji ve evrim konularıyla sıkı sıkaya bağlıdır.

İKS: Bilimsel sorulara devam edelim isterseniz. Bu soru sizin son zamanlarda evo-devo’cular ile yaşadığınız tartışmalar üzerine. Evo-devo üzerine yazmış olduğunuz son makaleniz oldukça tepki çekmiş durumda. Dolayısıyla bizlere evo-devo’nın ne olduğu ve evo-devo ile ilgili problemlerin neler oldukları hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

JC: Problem kısmından başlamak her halde daha iyi olacaktır. Evrimsel biyolojideki veya gelişim biyolojisindeki en temel problemlerden biri genlerin kendilerini vücuda, davranışlara veya organizmların gözlemleyebileceğimiz özelliklerine nasıl dönüştürdükleri ile ilgilidir. Artık bir çok türün DNA’sını sekanslıyabiliyoruz, onların davranışlarını veya bir çok farklı karakterlerini ve özelliklerini gözlemleyebiliyoruz. Fakat DNA’nın bu gelişimin gerçekleşmesi için neleri nasıl kodladığı, bir DNA sekansının bir organizma haline nasıl geldiği halen büyük oranda bilinmemektedir. Bu evrimsel biyolojinin çözümlenmemiş en büyük problemlerinden biridir. Evo-devo, kendi araştırma alanını, gelişimin evrim tarafından nasıl şekillendiğini gösteren mekanizmaları ortaya koymak olarak belirlemiştir. Yani ne türlü DNA değişiklikleri organizmalarda ne türlü farklılaşmalara yol açmaktadır sorusunu cevaplamaya çalışır. Dolayısıyla evo-devo evrimsel biyoloji ile gelişimsel biyolojinin bir tür birleşimi gibidir. Fakat kendi başına bir teoriye sahip değildir. Yani evrim teorisi veya doğal seçilim teorisi gibi değildir daha çok DNA sekanslarının nasıl davranışsal özelliklere dönüştüklerini bulmakla uğraşan veri toplama uğraşıdır.

İKS: Şimdi daha sosyal içerikli sorulara geçelim. Şu anda dünyaya kıyasla yaratılışçıların A.B.D’deki durumları nedir?

JC: A.B.D’ye bakarsak yaratılışçılar çok sağlam bir yumruk yemiş bir boksör gibiler, kan kaybediyorlar fakat bir sonraki round için geleceklerini biliyoruz. Son olarak iki yıl önce Pensilvanyada, yaratılışçılığın bir türü olan Akıllı Tasarım, mahkeme kararıyla dinsel veya yarı-dinsel teori olarak engellenmiştir. Dolayısıyla yaratılışçılığın yeni bir biçimi olan Akıllı Tasarım büyük bir yara almıştır. Fakat bunlar dindar insanlar olduklarından, hatta aşırı derecede radikal Hristiyan Amerikalılar olduklarından, hiç bir zaman mücadeleyi bırakmıyacaklardır ve tekrar geri dönecekleri kesindir. Dolayısıyla şu anda yaratlışçılığın hangi yeni şekliyle karşımıza çıkacağını bekliyoruz. Ne olacağına dair de oldukça meraklıyız çünkü Akıllı Tasarımla yaratılışçılığı dinden olabileceği kadar uzaklaştırmış olmalarına rağmen yinede mahkemede kaybettiler. Dünya’ya baktığımızda, evrim konusunda bilinçlenme konusunda Amerika ve Türkiye listenin en dibinde yer almaktadır. Bunun çok onur verici bir durum olduğu söylenemez. Ben Amerika’da insanların fikirlerini değiştirebilmek için elimden geleni yapıyorum ve Türkiye’de bulunma sebeblerimden bir tanesi de bu zaten. Fakat insanlar evrimi dini inançlarından dolayı redettikleri sürece bu konuda yol almak oldukça zor olacaktır.

İKS: Bu konuya devam ederek daha geniş kapsamlı bir soru sorulabilir. Yaratışçıların arkasında çok büyük maddi ve sosyal destek olduğu bilinmektedir. Dünya genelinde baktığımızda bu durumun laiklik için bir sorun teşkil ettiğini düşünüyor musunuz? ABD’de çok büyük bir sorun oluşturmasa da Türkiye gibi ülkelerde soruna neden olabilir mi?

JC: Bu durum birbirini takip eden iki denklemden oluşur. Herşeyden önce evrimin reddedilmesi çok büyük bir sosyal problem doğuracaktır. Ve evet, bu reddediş bilimin ve genel olarak bilimsel metodların reddedilmesi anlamına gelir. Yaratılışçılar doğaüstü güçlerin bilimin bir parçası haline gelmesini istiyorlar. Şu sıralarda ABD’deki çekişme büyük oranda bunun üzerinedir. Kazanabileceklerini zannetmiyorum, ancak yine de almakta oldukları önemli maddi destek sayesinde gelişme kaydediyorlar. Sağcılar tarafından sağlanan oldukça büyük bir maddi destekleri var. Gelişme kaydetme konusuna gelince, belki de gelişmekten söz etmek doğru değil ama yine de sürekli bir tehlike oluşturuyorlar; çünkü insanlar vazgeçmezler. Eğer biyoloji derslerimizde yaratılışçılığa yer verirsek o zaman tıp derslerimize de ruhani tedavi yöntemlerini dahil etmeliyiz. Aynı mantıkla astronomi ve psikoloji sınıflarında astroloji öğretmeye başlayabiliriz. Bu şekilde insanlar tarafından anlaşılamayan herhangi bir şey bilimde geçerli bir konu olarak algılanmaya başlanacaktır. Sanırım yaratılışçılığın yol açabileceği en büyük tehdit budur. Ülkeler ileri gidebilmek için gelişmiş teknoloji ve bilime bağımlıdır. Eğer evrimi sınıflarda öğretmekten vazgeçersek ve inançların bilimin önünde yer alabilmesine izin verirsek bu durum kesinlikle teknolojiyi ve teknolojik gelişimi engelleyecektir. Bence bu büyük bir tehlikedir ve sanırım bu tehlike Türkiye’de ABD’den daha büyüktür. Emin değilim ama bana öyle geliyor ki buradaki hükümetin dinle olan etkileşimi ABD’dekinden daha fazla.

İKS: Son zamanlarda Richard Dawkins, Daniel Dennet ve Sam Harris gibi yazarların kitapları sonucunda oldukça geniş kesimlere yayılmış bir din eleştirisi söz konusu. Bu gibi yazarlar dinsel düşünceyi çok açık bir şekilde eleştirirken aynı zamanda dini ideolojilerin ne kadar tehlikeli olabileceğini ve insanların artık dinsel düşünceden ve onun iddialarından kurtulmaları gerektiğini belirtmektedir. Yakın zamanda bu gibi konuları ele alan Beyond Belief (İnancın Ötesinde) adlı ve oldukça geniş katılımlı iki sempozyum düzenlendi. Görünen o ki bilim adamları din ve dinsel düşünceye karşı yaklaşımlarında ikiye ayrılmış durumda. Bir grup artık dinin açık ve net bir şekilde reddedilmesi gerektiğini savunurken öbür grup din ve dinsel düşünceye karşı yöneltilen eleştirinin daha büyük bir saygı ve dikkat çerçevesinde yapılması gerektiğini belirtiyor. Allen Orr, yakın zamanda Dawkins ve Dennet gibi yazarlara eleştiri mayetinde “Mission to Convert” (Dinsizleştirme Misyonu) adlı bir makale yayınlamıştır. Sizin bu konudaki duruşunuz nedir?

JC: Allen benim öğrencimdi, dolayısıyla onu çok sert bir şekilde eleştirmek istemiyorum. Fakat kişisel görüşüme göre eleştirileri biraz fazla sertti. Dennet, Dawkins, Hitchens ve bunlar gibi yazarlar son derece ayrımcı ateistler olarak inanılırlıklarına belli ölçüde zarar vermiş durumdalar. Fakat bunun yanında konuya daha geniş bir perspektiften baktığımızda büyük bir sosyal gelişmenin gerçekleşmekte olduğunu görmekteyiz. Yukarıda bahsi geçen kişiler ve onlar gibiler artık ateist olduklarını ve dinin kötü bir güç olduğunu belirtmekten korkmuyorlar. Buna ek olarak bu insanlar tarafından yazılan kitapların her birinin büyük miktarlarda satıyor olması (her biri bestseller olmuştur) insanların bu konu hakkında okumak istediklerini gösterir.

Açık konuşmak gerekirse Dawkins, Dennet gibi insanlara katılıyor; dünyada din olmamasının daha iyi olacağını düşünüyorum. Din büyük oranda zararlı bir etkiye sahiptir. Elbette iyi tarafları da vardır. Örneğin din insanlara teselli duygusu verir ve dindar insanlar iyi şeyler yaparlar. Benim iddiam aynı insanların din olmasa da iyilik yapacakları idi. Bunun yanında bir çok insan dinden dolayı kötü şeyler yapmaktadır. Kanımca bu insanlar din olmasaydı bu kötülükleri yapmazlardı. Fakat insanlara dinlerini bırakmalarını söylemenin çok etkili bir strateji olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir nedenle dinini bırakan çok fazla kişi de tanımadım. Buna karşın insanların dinleri sorgulayabildikleri bir ortam yaratmanın etkili olduğunu düşünüyorum. Türkiye’ye geldiğimden beri birkaç kişi bana gelerek büyük bir ikilem içinde olduklarını, çocukluklarından beri dindar olmak üzere eğitilmiş olmalarına rağmen artık bunu sorgulamaya başladıklarını ve dinlerini bırakma durumuna geldiklerini söyledi. Kanımca sadece dini değil herhangi bir otoriter düşünceyi özgür bir şekilde sorgulayabilme şansınızın olduğu bir ortamda yer almak sadece iyi sonuçlar doğurabilir.

İKS: Sizin de içinde olduğunuz The Edge: The Third Culture (Sınır: Üçüncü Kültür) adlı bir oluşum var. Bu oluşumun amacı hem bilimsel düşünceyi hem de yeni bir felsefeyi yaygınlaştırmaktır. The Edge’in ne olduğu ve nasıl kurulduğu hakkında bize bilgi verebilir misiniz? Sizce Türkiye gibi ülkelerde de The Edge gibi topluluklar kurulmalı mıdır?

JC: Üçüncü Kültür, bilimin büyük bir rol üstlendiği yeni bir kültür biçimidir. Aslında resmi bir topluluk olmayıp benim de aralarında bulunduğum Pinker, Dennet ve Dawkins gibi bir çok bilim insanının yayın temsilciliğini yapan John Brockman tarafından kurulan bir internet sitesidir. Bilim insanlarının katılımına açık ve görüşlerinizi belirtip tartışmalara katılabileceğiniz bir çevrimiçi yayın alanı. Çok etkileyici ve kamçılayıcı tartışmaların yapıldığı bir site olduğunu söyleyebilirim. İlk başta, kurucuları tarafından yüksek bilimsel tartışmaların gerçekleştirildiği bir platform olarak adlandırılan bir gruba katılma konusunda çekincelerim vardı. Ama sonradan orada yürütülen tartışmaların son derece ilgi çekici ve büyüleyici olduğunun farkına vardım. Dolayısıyla son derece iyi bir site. Kanımca bilimin ilerlemesi hakkında bilgi edinmek isteyen herhangi birinin takip etmesi ve okuması gereken bir site. Evrimci mi, fizikçi mi veya kimyacı mı olduğunuz hiç önemli değil, tek kelimeyle yararlı bir ortam.

Türkiye’nin buna benzer bir tartışma ortamından yarar sağlayacı kesin. Ama bunun olabilmesi için insanları organize edebilen karizmatik birine ihtiyacınız var. Bu oluşumda, Brockman’ın insanların yayın temsilciliğini yaptığı gerçeği önemli bir konu. Brockman, insanların kitaplarının yayınlanmasına ve para kazanmalarına aracılık eden kişi. Yani Brockman sizden bir konuda yazı hazırlayıp fikirlerinizi belirtmenizi rica ettiğinde onu yazarsınız (gülüşmeler). Kısacası insanların katkı yapması için arkalarında hafif bir kamçının varlığı önemli. Böyle olmakla beraber bu site oldukça iyi bir site. Türkiye’den de bu şekilde bir organizasyonu yapacak birilerinin çıkmasının çok yararlı olacağı kesin.

İKS: Son olarak genç bilim insanlarına öğütleriniz nelerdir? Sizce örnek bir bilim insanı nasıl olmalıdır? Sadece araştırma yapan biri mi olmalıdır yoksa içinde bulunduğu toplumunun sosyal problemlerine de eğilmeli midir?

JC: Tavsiyem, bilim insanı Türkiye’den, Amerika’dan veya herhangi bir başka ülkeden de olsa aynı olacaktır. Bilimin amacı tüm dünyada aynıdır; bilim doğayı anlamak için verilen uğraştır. Dolayısıyla genç bilim insanlarına ilk önerim çok çalışmaları olacaktır. Çünkü ne kadar zeki olursanız olun çok çalışmadan hiçbir yere varamazsınız. Ne kadar çok çalışırsanız o kadar başarılı olursunuz. Hatta bu ikisi arasında neredeyse bire bir bir orantı vardır. Açık fikirli olun ve ister bilimde ister başka konularda olsun ortaya konan fikirleri sorgulamaktan çekinmeyin. Bilim insanlarının eleştirsel bir düşünce yapısına sahip olmasının iyi bir tutum olduğunu düşünüyorum.

Bilimsel hususların yanında sosyal husuları da göz önünde tutmanın genel olarak hayatı yaşamanın iyi bir yolu olduğunu düşünüyorum. Bu sizi her zaman mutlu bir insan yapmayabilir, fakat size topluma yaptığınız katkı bakımından yardımcı olabilir. Bilim aslında sevdiğiniz şeyleri yaptığınız bir iş olduğundan –benim için olduğu gibi– bir çok bilim insanı için iş olmaktan çok bir zevktir. Dolayısıyla istediğimiz işi yapmak için para almaktayız. Bundan dolayı diğer işlere oranla bilim çok farklı bir konumdadır. Bilimin finansmanının toplum tarafından yapıldığı düşünülürse bilim insanların bu bakımdan topluma bir borcu olduğuna inanıyorum. Ben bundan dolayı bir çok yere giderek sürekli yaratılışçılık hakkında seminerler vererek topluma olan borcumu ödemeye çalışıyorum. Toplum her zaman bu borcumu ödememin şeklini sevmeyebilir, ama sevdiğiniz işi yapmak için para kazandığınız bir duruma geldiğinizde ya genç bilim insanlarına yardımcı olarak ya da daha genelde sosyal konularda fikir belirterek bir katkı yapmaya çalışmalısınız. Fakat burada, birikiminizin çalışmakta olduğunuz uzmanlık alanında olduğunu unutmamalısınız. Ben kendimi toplum karşısında genetik ve evrim gibi konularda konuşma yetkisine sahip yeterli derece uzman biri olarak düşünmekteyim. Fakat ekonomi veya savaş ve barış gibi diğer konulara gelindiğinde bilim insanlarının bu konularda konuşurken diğer insanlara oranla daha yetkili veya üstün olmadıkları unutulmamalıdır.

Bu kadarı yeterli olacaktır herhalde.

Son Güncelleme ( Perşembe, 12 Haziran 2008 10:46 )
 
Yorumlar (10)
BAĞNAZ ANLAMAZ SALDIRIR.
10 Pazar, 02 Kasım 2008 14:46
COSMOS
Merhaba...
İstendiği kadar Evrim Teorisine saldırılsın,çalışmalar yapılıp engellenmeye çalışılsın,bilimsel bulgular istendiği kadar çarpıtılmaya çalışılsın gerçekler bir bir ortaya çıkacaktır.

Harun yahya bilimsel bir kimliği olmayan ordan burdan aşırıp etrafındaki gençlere yazdırtan bağnaz düşüncenin savunucularından biridir.
dipnot
9 Pazartesi, 27 Ekim 2008 17:29
sukru
Bir bilimadamın çalişmalarına sahtekarlıkla suçlamaktan ileri gidemiyorsanız,bir bilim adamının çizdiği embriyonun yorumunu yalancılıkla açıklıyorsaniz sadece biyoloji öğrenci statusune sahip olursunz,bilim öğrencisi zihnine değil...Bugun hala evrimin neden gerçekleşmediğini sormak ancak dunya felakete gidiyor,kıyamet geldi cinayetler arttı diyen sadece yaşadığı zaman dilimi içerisinde evreni düşünen bir zihniyeti anımsattı bana...Bununla ne demek istediğimi fazla açmıyorum anlayana....
son ilaveler
8 Cuma, 10 Ekim 2008 20:35
sukru
Evrim hakkında yeterli bilgiye sahibim.Richard Leakey,Lamarack'ın yazıları,Charles Darwin,John Maynard Smith,Caner Taslaman(bkzn:Evrim Teorisi Felsefe ve Tanrı),Steve Jones gibi yazarların kitaplarını büyük kısımda okudum..Ayrtica küresel dunyada,bilgiye kolay ulaşılabilir bir dünyada yaşiyoruz..Hal boyleyken bilgiye ulaşmak sadece o konuda ilgimizin olup olmaıdğına kalıyor...Sizin biyoloji bölümünde okumanız kendinizi bu alanda referans göstermeniz bana tuhaf geldi.Böyle bir şeye neden gerek duydunuz onu da anlamadım...Akademik eğitimin bir insana katkıları oldugu düşüncesi doğrulanabilir olabileceği gibi onu sınırlandırıp sınırlandırmadığı da tartışılır.Akademik eğitime karşı olan birçok düşünür vardır.Söz gelimi alman filozof,Ludwig Wittgenstein akademik felsefe eğitime karşı filozoflardan biridir....Özellikle felsefe gibi alanlar için asla şunu soyleyemeyiz:Bu bölümde okuyan bir öğrenci kendini daha önemli bir referans haline getirebilir....Aynı şey biyoloji alanında geçerlidir.Etika gibi geometrik düzene göre yazılmış çok ağır bir eserin sahibi olan Spinoza'nın hayatını saat tamirciliği yaparak sürdürdüğünü unutmayalım...Bunun gibi konuşmalar benim için "benim beş parmağım seninki döver" şeklindeki çocuklar arasında yapılan sataşmalarla aynıdır.

İkinci kısma gelirsek konu ropartajla ilgiliydi.Yani burada evrim teorisinin içeriğine yonelik bir tartişma yok..Bu yuzden de benim bu ropartaja vereceğim cevap esasen belirgin,kısa ve net olacaktı..Boyle bir ropartaja saldırgan cevaplar verilmesine anlam veremediğim için,arkadaşın evrim teorisine karşı çıkmasına değil de onun karşı çıkış şeklineydi itirazım.Bu husus sadece evrimle ilgili birşey değildir.Ben hangi konu olursa olsun din gibi hassas konularda bile farklı çok farklı düşüncelerin olması gerektiğine ve fikir özgürlüğüne inanan bir insanım..Onun haricinde bir insan dilediği gibi evrim teorisine katılmayabilir,eleştiri getirebilir..Ama yapılan bir ropartaja saygısızca yazılan cevaplar geliyorsa bende o kişiye saygı duymam.Kimse kusura bakmasın mesele bundan ibarettir....

Üçüncüsü madem bir biyoloji öğrencisisin sen once Chales Darwin'in evrim teorisini ortaya atmasına kadar geçen süreye bir daha incele.Bu temel bilgileri değil akademik eğitim gören bir insan konuya ufak bir ilgisi olan insan bile bilir.Darwin'in ben şu evrim teorisini bir ortaya atayım da kitleleri peşimden sürükleyeyim bütün dinleri alaşaği edeyim şeklinde bir düşüncesi asla olmamıştır.Bir bilim adamının duygusal bir şekilde dinlere karşı başkaldırmak için boyle bir öğreti ortaya attığını ciddi ciddi düşünmek gayeye alınası bir davranış değildir...Darwin'in canlılara yonelik yaptığı çalışmalar bile tesadüfi bir meraktan doğmuştur...Darwin'in geçmişine bakarsak zaten bu ingiliz biyolog tıp ve teoloji okumuştur.Galapagus adalarına gittiği zaman dikkatini çeken ispinoz kuşların farklılığını onun zihninde farklı bir şey uyandırmıştır...Darwin'in morfoloji,histoloji veya sitoloji gibi biyolojinin alt bilim dalları hakkında bilgi sahibi olmaıdğını iddaa etmişsiniz..Ben farklı bir Darwin'i mi öğrendim acaba? Tıp okuyan bir insan biyolojinin alt bilim dalları hakkında en ufak bilgiye sahip olmadan nasıl Türlerin Kökeni gibi bir kitap yazabiliyor? Kitabı aldım,okudum da..Bilimsel çalışmaları elbette eksik olabilir.Bugun hala evrimci biyologların çalışmalarında noksanlıklar var.Olmaya devam edecek...Belki de dediğim gibi bazı sorularının cevabı insanlık tarihi boyunca yanıt bulamayacak..Yanıt bulunamaması da bu soruların tutarlı,sistematik bir cevabının olmadığı manasına gelmez....Bunu sebebini daha oncede açıkladım:İnsanlık tarihi,canlılar,çeşitlilik kısacası evren ve evrime dair butun soruları karşısınıza alıp bunun bilimsel çözümlemesini yapmak çok zor bişr uğraştır.Bu insanlık tarihinin sonuna kadar uzanabilir.Unutmayalım ilk canlıları,ilk insanları,ilk hayvanları,ilk bitkileri,ilk enerji üretimini,ilk dokuları,ilik canlılık belirtisini gören olmadı...Dolayısıyla bunlar hakkında elimizde yeterli veri yok.Yani eğer butun bunların mantıklı açıklaması var ise de bizim bunlara eksiksiz ulaşmamız imkansız..Once bunu kavrayın.Birinde butun sorularının cevabını Tanrı2da bulup işin içinden çıkabilmiş gorunuyorsunuz.Öteki bakış açısıyla ise işiniz çok daha güç..Butun sorular hakkında yeterli verileri ele geçirip değerlendirmek gerekiyor sonra da bunların doğruluğunu irdelemek.Yani bütün sorularının cevabı bilimsel olarak bile olsa her seferinde sorulara verdiğiniz yanıtlar yanliş olabilir...

Hem evrime hem Tanrı'ya inanmak cehalettir lafınız zaten günün gafıydı bence....Evrim teorisinin doğruluğunu ancak islam,musevilik,hırıstiyanlık gibi dinlerin öğretilerin yanlışlığını ispatlayabilir veya ispatlamaya çalışabilir.Onun Tanrı düşüncesini tamamen silmesi imkansızdır...Söz gelimi evrim teorisi Tanrı'nın bütün dinlerden bağımsız olarak var olduğu şeklindeki teist düşünceye tam olarak ters düşmez...Bunu tam ilişkili olmasa da basit bir örnekle şöyle anlatabiliriz:Yağmurun Tanrı tarafından( fakat bize anlatılan dini öğretilerden bağımsız olarak) yağmur yağdırdığını düşünelim...Bunun birinci olarak bilimsel açıklaması da vardır.Basit bir tarife ile yeryüzündeki suların ısınıp gökyüzünde bulutlar oluşturması ve yeryüzüne geri dönmesi gibi kabataslak bir tasnifle ekolojik sistemin önemli bir melekesi...Bu noktada şöyle de düşünebiliriz:Yeryüzüne yağmur yağmasının bilimsel bir şekilde gerçekleşmesini sağlayan da Tanrı'dır.Yani sizler şunu soylemiyor musunuz genelde: Tanrı bilimi sever,insanların da bilimi sevmesini ister...Madem ki Tanrı bilimi seviyor bir olayın bilimsel bir şekilde kurgulanmasına da kendisi istemiş olabilir...Bing Bang teorisini dinin kabul etmesi de aynı mantıktır.evrenin yaklaşık 13,7 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan düşünce bugun gerek teolojik çevrede gerekse bilim dunyasında kabul görmüştür...Bu olayın bilimsel şekilde gerçekleşmesini sağlayan Tanrıdır düşüncesi mantıksız gelmiyor da canlıların bilimsel kaidelerle meydana geldiğini ortaya atan evrim teorisinin bu şekilde gerçekleşmesini sağlayan da Tanrı2dır düşüncesi mi mantıksız geliyor? Önceliklle evrim teorisi hiçbir şekilde Tanrı'ya tamamen zıt olmak zorunda değildir..Ama bana şunu diyebilirsiniz:Evrim teorisi dini öğretilerle(islam,hırıstiyuanlık.yahudilik) ters düşer...Çunku bu referans gösterilen dinlerin kitaplarında ortaya atılan insanoğlunun oluşumu ve yeryüzündeki macerasi bellidir...Yine de evrim düşüncesi hiçbir dine bağlı olmayan Tanrı'ın kendiliğinden varlığı oldugunu düşünen dahası bütün dinlerin yanlış öğretiler sunduğunu iddaa eden biri için veya felsefi temellere göre Tanrı'nın var oldugu düşüncesini ortaya koymaya çalişan teist düşünceye ters düşmez...Siz biyoloji öğrencisi oldugunuzu inatla soylemişsiniz.Bence biraz gidin araştırın..Hem Tanrı'ya hem evrime inanan biyologların sayısı hiç de az değildir.Bunların hepsinin cehalet içinde oldugunu iddaa eden birinin dar bakış açısını ciddiye almıyorum ben..Yeri gelmişken ben hem Tanrı'ya hem evrime inandığımı da soylemiyorum..Sadece bu bile mumkudnur diyorum.Bunu belirteyim de bu kadar yazdıktan sonra hemen koltuk yerleştirmeye alışmış bakış açısıyla tabure vermeyin bana =).Soyleyin bana Descartes Meditasyonlar kitabının ikinci bölümünde belirttiği Tanrı'nın varlığı herşeyden bağımsızıdr.Tanrı kendiliğindedir.Tanrı mutlak güçtür gibi düşüncelere dini kaynaklara bakarak mı ulaşıyor? Spinoza kaleme aldığı en büyük eseri Etika'da Tanrı'nın varlığını öyle bir ulaşiyor ki en kutsal kitap bu düşüncelerin derinliği yanında çok sığ kalır...

Son olarak şunu soyleyeyim buraya yazılmış sadece Jerry Coyne ile yapılan bir röpartaj..Yani burada evrim teorisinin içeriğini tartişmiyoruz.Bunu zamanında oldukca derin bir şekilde yazdığım da oldu..Açıkcası bu tartışmaların gereksiz bir şekilde yapıldıgına kanaat ettim...Ben evrimin savuncusu değilim,yine de evrim konusunda yeterli donanıma sahip olduğuma inandığım için sizinle bu başlık altında değil de başka bir yerde veya e-posta yoluyla tartişabiliriz..Söylediklerinizin cevabını saptırdığım yok.Çünkü evrim teorisi tartişmasına tam olarak girmiş değilim.Bildiklerimin onda birini bile yazmadım onu da soyleyeyim...Zaten bunun için bana oldukca uzun zaman gerekir...

Benim ilk ve diğer yazımı yazmaktaki amacım şuydu:Bir insanın fikirleri,dünya görüşü ne olursa olsun kabul etmeseniz bile saygı duymanız gerekir.Bugun bilimsel çalişmalarının yanlış oldugunu sonradan öğrendiğimiz pek çok bilim adamı var.Örneğin Daltonun atomlar parçalanamaz düşüncesi Einstein'in da katkılarıyla yok oldu...Bilim boyledir,kümülatif şekilde ilerler.Yarın belki de Einstein'in izafiyet teorisini yerle bir edecek yeni fikirler öğreneceğiz.Gelgelelim konu insanların varlığına ilişkin bir konu olmadığında kimse çıkıp Dalton senin dediklerin yanlıştı diye saldırmıyor,saygı duyuyor.Ama konu dini deüğerlerle çatışan evrim teorisini gibi bir konu oldugunda bu alanda çalişma yapmiş herkese sağdan soldan saldırmak sonra da kendinizi akademik bir öğrenci olmanın mağrur gururuyla kabara kabara anlatmak ne kadar üzücü bir şey...Gidin bakın kafanızı kaldırın..Richard Dawkins'i Harun Yahya'nın eserlerine cevap verdiği için hiçbir gerekçe göstermeden sitesine saldırıp karşıt düşünceye yaşama hakkı tanımaynlar kim? Kafanızı kaldırın biraz gerçekci olun.Bugun Turkiye'de evrim teorisini kabul eden ve Tabrı'yı inkar eden sayısı %23lerde seyrediyor...Aazınlığın karşısında her türlü saldırı yapmak için pusuda bekleyen insanları ezmesi mumkun mu? Herkes biraz elini vicdanını koysun oyle konuşsun
bilimsel bir yorum2
7 Perşembe, 09 Ekim 2008 22:25
Meryem İmranoğulları
Evet.Canlılık için şuan savunulan 2 görüş var elimizde.Evrim ve Yaratılış görüşü.Ve eldeki bulgular kesin ve net olarak evrimi reddediyor.Zaten bunu kendi bedeniniz bakarak bile çok rahat anlayabilirsiniz.Ben biyoloji okuyorum ve birçok canlı ile muhatap oluyorum ve her seferinde büyüleniyorum.O kadar kompleks ve kusursuz bir düzen varki..Sistemler işlerken herşey kusursuz bir biçimde ilerliyor.Bir yusufçuğa,sivrisineğe,tgermitlere,bal arılarına,trilobitlere,kangurulara,penguenlere ve daha pek çok canlıya bakıldığında bu kusursuzluğu görmeniz mümkün.Ve ortada gerçekten bu denli bir ihtişam mevcutsa bunu evrimsel bir sürece bağlamak ne kadar bilimsel olur tartışılır.Ama dediğim gibi evrim teorisi pek çok bilimsel araştırmaya ve yaratılışa tekrar tekrar şahit olmamıza yardımcı olmuştur.Dilerim çalışmaları devam eder.Ve dilerim artık teorilerini desteklemek uğruna insanları yanıltmaktan vazgeçip rekapitülasyonlarına bir son verirler,fosilleri çarpıtmaya,bilimsel gerçekleri laf kalabalığı ile ört bas etmeye bir son verirler.Kaldı ki Darwin hiç bir şekilde bir biyoloji,genetik yada morfoloji bilgisine sahip değildi,sadece yapmış olduğu gözlemlere dayanarak çeşitli varsayımlarda bulundu ve Türlerin Kökeni kitabını yazdı.Teorimin zorlukları kısmını okumanızı tavsiye ederim.Eğer Darwin yaşasaydı şuan görüşünü savunurmuydu o kısmı okuduktan sonra siz kara verin

Dünya nın yaratılışı konusundada oldukça güzel bilimsel açıklamalar yapabilirim,kozmik radyasyondan kızıl renkte ışık saçan yıldızlara,helyum ve hidrojen oranlarına kadar pek çok kanıt sunabilirim Bing Bang in geçerli olduğna dair.Aksinide iddia etmeniz pek mümkün olmaz.

Bir de bir insan hem evrimci olup hem Allah a inanamaz.Bu kişinin cehaletinden kaynaklanır..
Ayrıca röportaj yapılan kişinin konferans başlığı Doymak Bilmeyen Cehalet ve Bağnazlık: Akıllı Tasarım Evrime Karşı" direk hakaret içeren ve bir bilim adamına yakışmayan şekilde tasarlanmış.Bu ne kadar bilimsel.Cehalet ve bağnazlık anlayışı nedir bazı kişilerde evrimi reddetmek mi,böyle birşeyi asla kabul edemem.

Objektif ve bilimsel bir şekilde yaklaşıyorum olaylara ve evrim hakkında da geniş kapsamlı bir bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum kaldıki bir biyolog olarak zaten bu konulara hakim olmak benim vazifem.Ancak körü körüne öfkelenmek ve yorumlarda boşa atıp tutmak konusunda hem fikiriz,bu tür şeylere gerek yok,ister evrimci ister yaratılışçı olunsun.
benim karşi olduğum evrim teorisine karşı çıkılması değil
6 Çarşamba, 08 Ekim 2008 19:53
sukru
İnsanları kutuplar halinde düşünmeye öyle bir alışmışsınız ki benim yaptığım yorumu evrimci savunucusu olan bir insanın belirttiği fikirler olarak algılamanıza anlam veremedim.Bakiniz düşünceler üretilirken tez- ya da antitez siyah ya da beyaz olmak zorunda değildir.Bunların arasındaki alternatif düşüncelerin farklı renkleri vardır..Sentezci düşüncenin çetrefilli soyut belirli iskemlemesi olmayan düşüncelerin bizim insanlarımız tarafından neden algılanmadığına dikkatli bakmak gerekir...Öyle ki konu ne olursa olsun siyah eleştirenler beyazcı,beyazı eleştirenler siyahcı olmak zorunda değildir...Fakat ülkemizde kutuplaşmaya yonelik bu tur düşünceler oldugu sürece kutuplaşmadan ileri gitmeyen insanları çatiştirmaya yonelik din,tarih,spor eksenli konularda evet ya da hayır seçilmesi istendiği sürece boyle olmaya devam edecektir...

Yukarıdaki soruları beni evrime inanan bir insan olarak yonelttiğiniz besbelli..Bunu yapmanız gereksiz olmuş.Çünkü ben evrim teorisine sıkı sıkıya bağli,doğruluğuna kesin kanaat getirmiş bir insan değilim..Öncelikle evrim zaten türlerin oluşumuyla ilgilenir.İlk canlının nasıl ortaya çıktığı sorusunun cevabı tam manasıyla evrimin sınırları içerisindedir diyemeyiz...Bu konu biyolojinin de konusudur..Ayrica,kişisel fikrimi belirtmek gerekirse ilk canlının cansız bir maddeden ortaya çıktığı yonundeki düşünce aklımdaki boşlukları tam olarak doldurmuş değil...

Yoneltmiş oldugunuz soruların bir kısmının cevabı var...Fakat bunların ispatı yok...Çunku ispat fizik,matematik,istatislik gibi doğrulanabilir düzenli sistemli kümülatif bilgilere hastır..Şimdi ilk insanın,ilk ekosistemin,ilk organizmanın hayatta kalması için gereken enerjiyi nasıl ürettiği gibi önemli sorunlara cevap olarak çok çeşitli görüşler var.Bunlara uzun uzun girmiyorum,çünkü zamanım kısıtlı...Sordugunuz soruların bir kısmını ben yanıltlayabilirim fakat çok uzun yazmam gerekecek.Çünkü her sorunuza dair çok farklı teoriler var...Açıkcası bunların her biri belirli veriler dahilinde yapılan görüşlerdir ve ispatını da bulmak tabi ki mumkun değildir...

Ben size aklınıza gelebilecek bütün soruları kapsamına alacak başka birşey soylemek istiyorum.Binlerce canlılarla ilgili soru sorabilirsin.Örneğin sadece 800 binden fazla bilinen böcek türünün oldugunu düşünürsek.Bırakınız ekosistemi,çevreyi,canlıları sadece böceklerle ilgili cevaplanması mumkun olmayan binlerce soru sorulabilir...Bu konudaki yanıltıcı gözden kaçırdığınız nokta şudur: Bilim,yeryüzü,evren,dunya,canlılar gibi önünde hududu olabildigince geniş ve yanıtlanması bir o kadar zor milyonlarca,mlyarlarca soruyu karşısına almaktadır...Bunların her birini düzenli,ussal biçimde açıklamaya çalişmak bana göre insanlık tarihi boyunca mumkun olmayacak.Gelgelelim hepsini açıklayamamız bunların bilimsel bir cevabı olmadiği manasına gelmez.Örneğin,Carl Jung'un ortaya attiği sinkronisite ve nedesellik bağlayici bir ilke olan eşzamanlılık kavramlarının da ortaya çıkardiği milyonlarca soruyu açıklayamıoruz bugun..Çünkü makorfizik dünyada nedensel olmayan ilişkiler görmek için çevremizde boşuna bakarız:Bunun yalın bir nedeni var:Biz ancak nedeselllik baği ile bağli olan olguları düşünebiliriz.Fakat bu,nedensellik dişi bağlarla ilgili girift olguların olmadığı manasına gelmez...Bu sadece kısa bir örnekti..Konumuza gelecek olursak yaratılışçılık yolundan gitmek bu açıdan çok kısa ve nettir.Çünkü gökyüzünü,evreni,saltık doğa yasalarını,çeşitliği,güneşi,organizmaları açıklayamağımız binlerce,milyonlarca olguları,nesneleri tek bir varlığa bağlayarak bu sorularının üstesinden gelmiş oluruz...İmdi,bu ister bu doğru yontem olsun,ister yanliş bir yontem olsun;sonuç olarak çok kolay bir yontemdir...Söz gelimi bu konular üzerine kafa patlatmak istemeyen ve konuyla son derece alakasız biri bile türlerle,evrenle,yaşamla ilgili binlerce sorunun üstesinden tek bir cevapla gelebilir...Bu hususta boylece bilm adamıyla sıradan bir adam arasındaki farkı bu mevzuda bulmak olanaksıza yakındır.Çunku madem bu aşkın soruların cevabı yaratıcıda saklı bu noktada hepimiz eşitleniriz.Hepimizin dayandıracagı ana nokta aynı olacagına göre bu konuda bilim adamı olmakla sıradan bir insan olmak arasında en ufak fark kalmaz...Benim itirazım oldugu nokta burasıdır.Bilimin milyonlarca soruya tam,eksiksiz bir cevap vermesi zaten olanaksız..Söz gelimi doğar doğmaz hafızası yerinde olmayan bir bebeğin cennette alınması(düşün ki bugune kadar milyarlaca bebek dunyaya geldi doğar doğmaz ölen.Bunların hiçbiri büyüseydi ateist olmayacak mıydı?.İstediği kadar yaşama hakkı elinden alinmiş olsun,öldüğünün veya yaşadığının farkında bile olmayan bir bebeğin hemen doğması onun için mukafattır..Yaşama hakkının elinden alındığı için onun sorumlu tutamayacağ görüşü asla bunu açıklayamaz.Kaldı ki,bu çok basit bir örnektir.Daha derin düşünürsek önümüzde hangi dinin anlattiği Tanrı olursa olsun,şu yaşadiğimiz dunyada mutlak adaletin sağlanması bu şartlarda olanaksızdır..)Düşünen,sorgulayan bir insan önunde milyonlarca cevapsız soru oldugu için zaten bu soruların cevabını bilimsel düşünme yoluna gidiyor....Oysa ki yaratılışçı yaklaşımla butun sorularının cevabını tek bir kaynak altında toplamak en basit seçimdir..Bakınız,ben burada bu basit seçimin yanliş oldugunu soylemiyorum.Bu sorularının cevabının Tanrı düşüncesine cevap bulabileceğini mutlak olarak kabul etmiyor değilim.Ben kişisel olrak süpheci yaklaşıyorum..Bana kalırsa zaten evrim teorisinin de,yaratılışcı görüşlerin de açıklamaları tatmin edici değil..Sen bu soruları yazmışsın( ki bunların bir kısmının zaten yanıtı var) bazılarnın ise tam olarak yok.Şimdi bende yaratılışın yarattığı kaos ile ilgili binlerce soru yazabilirim..Çünkü buradaki sorun evrimle veya butun dinlerle ilgili değil daha çok felsefi bir sorundur.Yani şöyle ki ortaya attığınız her fikir,her sorun kendi başına ayrıca açıklanması gereken bir sorundur ve bu sonsuza kadar boyle gider...Bu insan beyninin kendisinin kaos yarattığını gösteren bir işarettir....


Ki benim soyleyeceklerim verilen tepkiye göre değişir.Bugun Tanrı'yı kabul etmemeyi başkaldırıyı felsefi olmaktan çıkarıp farklı olmak adına getiren genç gruplar var...Bu tür insanların açıklamalarında bilimsel bir yaklaşımdan ziyade bir sataşma dini değerlere bağli insanları yok etme çabası görürsünüz..Benim bu insanlara vereceğim tepki de aynıdır..Birini yok etmek için,çeşitli duygusal sebeplerle dine karşi yapılan bir saldırı veya bunun tersi dini muhazafa etmek,Tanru olmadiği zaman yaşamın manasız boşluğuna düşeceği korkusuna yapılan tutumlara tepkim aynıdır..Ben bu iki tip insanın görüşlrini de kabul etmiyorum.Ama sen gibip Richard Dwkins,Charles Darwin gibi isimleri bu insanların arasına sokamazısn..Bu komik olur...Bilim adamlarının duygusal oldugunu öne sürmek ciddiye alınacak birşey değildir.Ama yanliş olduklarını soyleyebilirsin.Kaldı ki Tanrı'ya inanan evrimciler de vardır.Onları neden eleştirmiyorsun? Kim duygusal once buna karar ver? Dunyanın gaz ve toz bulutundan oluştuğu yonundeki bilimsel açıklamaya neden karşı çıkmıyorsun? Belki bu görüş canlıların yaratılışçılığına dokunmayan bir düşüncedir.BEvrimi tamamen tanrı karşıtı kabul eden tek bir görüş gibi kabul etmen bu konu hakkında eksik oldugunu ve ülkemizdeki ak ya da karadan birisin şeklindeki düşüncelere kurban gittiğini gösteriyor...Bakınız düşüncelerini kabul edin veya etmeyin derdim bu değil.( Daha once belirttiğim gibi evrim teorisi de beni tam oalrak tatmin etmiş değil,yaratılışçı görüşün kendisi de oyle.Benim soyleyeceklerim rengini belirleyen şey karşımdaki kişinin karşı çıkışıdır.Evrim çıkmazı yazısıyla ropartajı komik olarak nitelendiren arkadaşın yaklaşımı kendisini yeterince belli etti.Onun amacı konunun tartışılması ya da bu teorinin noksanlıkları değil.Kaldı ki ropartaj gayet sakin,evrim teorisinin derinliklerine girilmemiş sade bir soyleşi..Bu arkadaşım yeterince ateist düşünce içerisinde olan bir bilim adamına karşı öfke beslediğini belli etti.Benim karşi oldugum nokta budur...Eğer konunun bilimsel bir şekilde tartişilmasını istiyorsanız,tartişiriz...Buna yanit bir cevap vermem şuan olanaksız,zamanım da yetersiz kalır.Çok detaylı bir şekilde tartişmak isteyenler e-posta yoluyla görüşebilirler.Saygılar...
Bilimsel bir açıklama...
5 Pazar, 05 Ekim 2008 19:50
Meryem Yakup
O zaman şöyle yapalım Bay Şükrü.Bilimsel açıdan evrimi bir inceleyelim.Evrim Charles Darwin den çok daha öncelerine dayanır.Yani Erasmus Drawin e,Charles Darwin in dedesine.Bir fizikçi ve doğa filozofu olan Erasmus Darwin canlıların yaratıldığına inanmadığı için farklı arayışlar içerisindeydi ve canlıların muhakkak cansız maddelerden tesadüfen oluşabileceğini savunuyordu,daha sonra bu babadan oğula aktarıldı ve en son Charles Darwin ile zirveye oturdu,yani tamamen dogmatik olan bu görüş yine bir inanç sonucunda ortaya çıkmıştır..Yaratıcının varlığı inancı değil madde inancı yani materyalist inanç sayesinde oluştu.Ama tabi bunun bilimsel açıdan çok iyi yönleri de oldu,olmadı değil.Bir çok bilim dalında işler yapıldı,paleontoloji,biyoloji,morfoloji,kimya,moleküler biyoloji,genetik vs.daha bir çok dal.Bu alanlar da çeşiti deneyler, incelemeler yapıldı.Genetik alanında yapılan incelemeler sonucunda DNA nın ne kadar kompleks bir yapı olduğunu,biyoloji sayesinde DNA nın yapısını oluşturan proteinlerin ve onlarında yapılarını oluşturan aminoasitlerin ne kadar karmaşık bir yapıya sahip oldukları-DENEY FRANCIS CRICK ve JAMES WATSON TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİR VE BU BİLİM ADAMLARI DENEYİ YAPMADAN ÖNCE MOLEKÜLER EVRİME İNANIYORLARDI FAKAT DNA NIN KOMPLEKS YAPISININ FARKINA VARINCA HAYATIN ANCAK BİR MUCİZE İLE ORTAYA ÇIKMIŞ OLABİLECEĞİNE YANİ YARATILDIĞINA KANAAT GETİRMİŞLERDİR.-,mutasyonların olumlu etkisin olmadığını-EVRİMCİLER FAYDALI MUTASYONLARA ÖRNEK GÖSTEREBİLMEK ADINA ÜREME ORANI ÇOK HIZLI VE YÜKSEK OLAN SİNEKLERİ KULLANMIŞ VE GENLERİNDE MUTASYONLAR MEYDANA GETİRMİŞLERDİR,FAKAT SONUÇ İSTEDİKLERİ GİBİ OLMAMIŞTIR.FAYDALI TEK MUTASYONA RASTLANILMAMIŞTIR,OLUŞAN SİNEKLER YA SAKAT YADA UCUBE BİR HALDE OLUŞMAYA BAŞLAMIŞLARDIR.-,canlılardaki iç güdü ve akılcı davranışların hiç bir şekilde tesadüflerle oluşamayacağını,fosiller sayesinde canlıların evrimsel süreçte kademe kademe değil birden bugünkü gibi mükemmel bir biçimde yaratıldıklarını gördük.Evrimcilerin yapmış oldukları çeşitli deneylerinde fiyasko ile sonuçlandığını,hayali mekanizma ve düşüncelerle bilimsel bir sonuca varılamayacağını da gördük.Örneğin Miller deneyi,Hackel in emriyo sahtekarlığı,ve çeşitli Rekapitülasyonlar bu önekler daha da çoğaltılabilinir.
Yani aslına bakarsanız Bay Şükrü evrim bilimsel bir gerçek değildir,aksine duygusal bir biçimde yanlızca bir yaratıcının varlığını reddetmek için ortaya atılmış dogmatik ,tamamen duygusal bir biçimde savunulan bir teoridir.

Bir kere gerçekten evrimin var olduğunu savunabilmeniz ve buna bilimsel gerçek diyebilmeniz için şunları açıklığa kavuşturmanız gerekmektedir.

**Sudan karaya geçiş nasıl oldu?Yani sonuçta denizde yaşayan calıların kendi ağırlıklarını taşımak gibi bir sorunları yok.Fakat karada yaşayan canlıları enerjilerinin büyük bir kısmını vücut ağırlıklarını taşımak için kullanılar.Buda mükkeml ve kesiksiz bir kas sistemi ile ancak mümkün olabilir.Peki bu eksiksiz sistem nasıl oluştu?eğer kademeli evrimle oluştuysa oluşum sırasında ortaya çıkan ucube canlılar yani yarı kas sistemine sahip canlılar nasıl yaşamlarını devam ettirdi?
Sudan karaya geçişte bir diğer sorun da solunum sistemidir.balıklar yada denizdeki canlılar suda erimiş O2 ni hazır halde alıp solungaç solunumu yaparlar,karadaki canlılar ise kusursuz bir akciğere sahiptir ve akciğer solunumu yaparlar.Peki solungaç solunumundan akciğer solunumuna geçiş nasıl oldu?Evrimsel süreci savunuyorsanız şayet yarı akciğer-yarı solungaç sistemine sahip ucube canlıların nasıl hayatta kaldıklarını bize açıklamanız gerekmekte?

**Pekala neden hiç yukarıda bahsettiğim evrimsel süreçte kademelerle oluştuğunu savunduğunuz ucube canlıların örneğin yarı pullu yarı deriye sahip,yada yarı akciğer yarı solungaca sahip canlıların fosillerine hiç rastlamıyoruz da mükemmelve son derece kusursuz kompleks yapılı canlıların fosillerine rastlıyoruz?

**Canlılığı meydana getirdiğini savunduğunuz ilk hücre nasıl meydana geldi?

**Neden tek bir tane bile faydalı mutasyon örneği göremiyoruz?

Evet bu soruları çarpıtmadan mantıklı ve bilimsel bir şekilde açıklama getirir ve bana somut kanıtlar gösterirseniz Evrimin gerçekten bilimsel bir gerçek olduğuna kanaatim gelicektir.

Saygılarımla...
bilimin ışığında
4 Cuma, 03 Ekim 2008 18:52
sukru
Son derece gereksiz bir yorum gelmiş bu başliğa.Her seferinde evrim teorisi veya Dna ile ilgili bilim adamları tarafından yapılan çalişmalara kökten dinciler tarafından saldırı getirilmesi ülkemizde demokrasi kültürünün oluşmadığının en kestirme göstergesidir..Öncelikle şu bilinmelidir ki bir bilim adamı inancı ne olursa olsun hiçbir dine bağli kalarak araştırmalarını sürdüremez.Bilim adamı objektiftir.Bilim adamı kararlıdır.Bilim adamı şüphecidir...Bilim adamı gerçeklerle yüz yüze gelmekten korkmaz..Bilim adamı çalişmalarına başladiği andan itibaren,gömleğini giydiği andan itibaren inançlarını bir kenara bırakabilen insandır...Şimdi neyin kavgasını veriyoruz once bunu soruşturalım.Varsayalım ki,evrimcilerin ortaya attığı teori evrim değil de başka bir teori olsaydı,söz gelimi sizin algılarınıza göre de çok mantıksız ve saçma bir teori olsaydı fakat bu teori dinleri karşısına almasaydı yani yaratilişla ilgisi olmayan bir teori olsaydı şimdiki gibi saldıracak mıydınız? Hayır umrunuzda bile olmazdı...Yani sizlerin evrimci biyologlara saldırma sebebiniz birincil olarak bilim adamlarının ortaya attıklarını fikirlerin usaaykırı olması değil,temel sebebi oyle ya da boyle bir şekilde evrimcilerin dinleri karşısına aldığını,Tanrı'yı kabul etmediğini düşünmenizdir...Eğer sorununuz boyle bir şeyse(bu çok açık) o zaman bunu açıkca belirtelim.Teorilerin içeriğini bilmeden sağa sola saldırmayalım.Bilim adamlarına saldıran genellikle muhafazakar eğilimli insanların düşüncelerini okuyorum.Fakat görüyorum ki teorinin içeriğine yonelik en ufak bilimsel bir eleştiri yok,sadece duygusal bir eleştiri var.O zaman bu bilim insanların çalişmalarının dinle karşı karşıya geldiğini düşünmekten rahatsız olduğumuzu açıkca soyleyelim,sanki mantıklı eleştiriler getiriyormuş gibi ahkam kesmeyelim.Kaldı ki bir insan kendi dininin doğru oldugundan emin ise,bilim adamlarına saldırmasının hiçbir manası yok.Madem ki düşüncelerinizden eminsiniz neden bilim insanlarını,biyologları,evrimcileri ciddiye alıyorsunuz.Onlara saldırıyorsunuz.Bilim sizin umrunuzda değilse,onların çalişmalarını kayda değer bulmuyorsanız cevap da vermeyin.Ben düşüncelerimin bu kadar doğru olduguna emin olsam ciddiye almaz;saldırmazdım açıkcası..Siz inanç sistemlerinizle çok akıllı insanlarsınız da,bu biyologlar zeka seviyesi çok düşük insanlar,o yuzden bu düşünceler içerisindeler oyle mi? Boyle bir şeyi iddaa edenin kendisi komiktir...Evrim teorisinin eleştirisini yapmak için Richard Leakey,Charlws Darwin,Richard Dawkins,John Maynard Smith,Lamarck,Jeeey Coyne gibi isimleri okumanız,bu alanda yazılmış ne varsa gözden geçirmeniz gerekir....Bir insan eser hakkında eleştiri yaparken o eserin konusuyla ilgili yazılmış ne varsa öğrenmek zorundadır...Bu da oldukca uzun bir zaman alır...Sen Kuran'ı referans gösteriyorsun,de bana bir ortadoks ailenin çocugu olsaydın yine de Kuran'ı mı referans gösterirdin..Bunu şundan soyluyorum:Bir insan Hırıstiyan topraklarda doğmuşsa İncil'i musluman topraklarda doğmuşsa Kuran'ı,söz gelimiHint topraklarda doğmuşsa Budizme övgüler yağdırıyor...O zaman bu şu demek: Bir çok insan aslıdna gerçeğin peşinde felan değil...Sen bütün dinleri inceledin mi? İslamın kesin doğru oldugunu nerden anladın? Belçikada bir yabancı olarak doğsaydın İslam'ı seçme ihtimalin neydi? Teist öğretideki gibi Tanrı'nın bütün dinelrden bağımsız bir şekilde var olmadiğini nerden biliyorsun? Bir çok evrimci biyoloğun Tanrı'ya inandığın biliyor muydun? Yanılmışım Tanrı Varmış eseriyle büyük yanlı uyandıran Antony Flew'in dediği gibi Tanrı'nın varlığının ya da yokluğunun ispatlanamayacağı düşüncesini hiç aklına getirdin mi? Bakın ben evrimin savunucusu da değilim,bütün dinlere de saldırmıyorum.Fakat bilime çok değerveren biyim.Bilimin ışığında ilerlemekten haz alırım.Darwin teorilerinde boşluklar olsa da önemli bir düşünce ortaya attı.Sizin gerizekalı dediğiniz birçok dahi de bu fikirden etkilendi...Elbette ki türlerin dağılımı ve oluşumu gibi ucu bucağı olmayan bir konuyu açıklamak kolay bir iş değildir...Elbette ki bu düşünceyi ortaya atarken derin boşluklar oluşacaktır.Tıpkı dini öğretilerin ortaya çıkardıgı sayısız boşluklar gibi....Fakat ufku geniş,bilimsel gelişmeler açık bir beyin ne olursa olsun bilim uğruna yapılan araştırmalara katılmasa bile bunu objektiflikten uzak,duygusal bir şekilde ortaya koymayacaktır...Elinden geldigince çaba sarfedilmiş bilimsel bir uğraştan yararlanma çabasına gidecektir...Söz gelimi Aristoteles abiyogenez düşüncesi( kendiliğinden oluş) kirli çamaşırların uzun sure bekletildiğinde o bolgeden sinekelr çoğalabileceği şeklindeki görüşe dayanarak bir deney yoluyla gösterildi.Pasteur adındaki bilim adamı bu teoriyi çürütecek deneyi yaptı ve abiyogeneze karşılık biyogenez teorisini ortaya attı...Soyleyin bana bu gelişme Aristo'nun çalışmalarını değersiz kılar mı? Aristo'nun belki boşluğu dolduramadığı yetersiz kalan düşünceleri,deneyleri oldu...Ama o bilim yolunda bir gelişme katetti ve insanlığa birşeyelr kattı.Evrim teorisi de boyle.Darwin bu teorinin fikir babası elbet bu yuzden teorisindeki noksanlıkları dile getirmenin manası yok,( çunku bu boşlukları soylerken amacınız bilimsel bir eleştiri değil,kötü niyetle dini değerleri muhafaza etmek uğruna ona saldırıyorsunuz)Buna rağmen bilim insanları Darwin'den çok yararlandı ve her geçen gün üstüne koyarak çalışmalarını devam ediyorlar...

Sizin zihniyetinize kalacak olsaydık Dunyayı Tanrı yarattı diyerek onun gaz ve toz bulutundan oluştuğunu asla ortaya koyamazdık...

Röpartaj için teşekkürler.İnsanlara önemli fikirler katabileceğini düşünüyorum,ister fikirleirni kabul edelim ister etmeyelim..Anlayabilene...
??
3 Pazar, 28 Eylül 2008 22:22
evrimçıkmazı
oldukça komik içerikli bir söyleşi olmuş.din ile bilim iç içeçedir en azından bu İslam için reddedilemez bir gerçektir.zira Kuran ı açıp okuyan aklı başında her insan bunu rahatlıkla görebilir,her satırında araştırmaya teşvik vardır ki yakın geçmişte bulunan bir çok şey Kitap da apaçık bir biçimde yazmaktadır.

evrim konusuna gelincede kriz içinde olan bir teori olduğu gerçeği aklı başında her insan tarafından bilinir.kör tesadüflere ve kademe kademe evrimleşme sürecine dayanan bu teorinin hiç bir geçerliliği yoktur.ne neo darwinistlerin öne sürdüğü mutasyonlar ve akabinde gerçekleştiğini savundukları doğal seleksiyon evrimleştirici etkiye sahip değildir.Canlıların temel yap birimi olan proteinler onunda yapı taşı olan amioasitler gibi kompleks yapıların kör tesadüfler sonucunda oluştuğuna inanmak,Dolma bahçe sarayı nın bir gece aniden,çimentonun,demirlerin,çinilerin vs aralarında karar verip hadi bi saray yaratalım demeleri kadar saçmadır.Gerçek şu ki her tasarımın arkasında üstün bir akıl vardır.
teoloji
2 Pazar, 14 Eylül 2008 17:38
dt.osman erten
bağnazlık ve cehaletle mucadelede mevzi kazanabilmek için felsefe derneği organizasyonunda bu konularda duyarlı olan aydınlar güç birliği yapmalıdır.Turan Dursun' un tek başına bilinçlendirdiği insan az değildir.ÇABANIZA TEŞEKKÜRLER.
Teşekkür ederim
1 Pazar, 03 Ağustos 2008 03:27
levent USTA
Öncelikle bu röportajı yayınladığınız için teşekkür ederim. Bu tür güncel röportajları yayınlayarak benim gibi bilimsel konulara ilgi duyanları web sitenize çekeceğinizi düşünüyorum.

İnancın bir tür insanlık zehiri olduğunu birebir görmüş ve hala çevremde görmekteyim. Ben biliyorum diyen inançlı ve kibirli bir zihin değil bilmiyorum ve bundan dolayı araştırıyorum, sorguluyorum, şüphe duyuyorum diyen alçakgönüllü bireylerden oluşmuş yeni bir kültürün zorunluluk olduğu çok açık bir olgu. Evrim bilincinin ülkemizde ve Amerika’da yerleşmemiş olması dehşet verici. Bu bilincin ülkemizde yaygınlaşması konusunda çalışmlarınızdan dolayı sizlere çok ama çok tekrardan teşekkür ederim.

Saygılarımla..

Yorumunuzu ekleyin

İsminiz (Rumuzunuz):
E-Posta Adresiniz:
Başlık:
Yorum:
  Resim doğrulama. Boşluk olmadan ve sadece küçük harfler kullanınız.
Resim Doğrulama: